drogon ile viserion kapışırsa

soslupirana
Öncelikle allah belanı versin night king senin de jon ve senin de dany en son senin de kevaşe cersei. Lan kıyılır mı bu yavrucaklara? Hele o masum viserion. Nasıl kıydın ona şekilsiz surat ha nasıl söyle??

Neyse gözyaşlarımı silerek başlıyorum yazmaya. Şimdi geçen sezon bizim en akıllı Bıdık en sevimli en ponçik yavrucağımız Viserion'umuz dönüştürülmüş ve soğukların tarafına geçmişti. Duvarları da yıka yıka westeros'a giriş yapmıştı peşinde ak dedeler ordusuyla. Yeni sezon da muhtemelen ateş ve buzun iki sembolü olan drogon ve viserion'un kapışmasına tanıklık ederiz. Ve yine muhtemelen bu kapışma her ikisinin de ölümüyle sonuçlanacak. Geriye bir tek rhaegal kalacak. Yarım akıllı jon da sinsi amacına ulaşmış olacak. Yani yaşayan tek ejderya sürücüsü olacak. Ama benim böyle sona vicdanım onay vermediği için alayını gibecek başka bir son hazırlamaya karar verdim. Drogon ve viserion gidecekse bari boş gitmesinler diye kızıl ateşle, night king'i; buzdan, mai ateşle de dany ve jon'u pirana çukuruna göndermeye karar verdim. Görsünler sonra o çukurda asıl oyun nasıl oynanıyormuş.

Ayrıca senaristlerin de aq (ben de iyice küfürbaz oldum:( diyorum. ne vardı yani ejderyalar savaşı yaratmaya hayır çok istiyorsanız fosil ejderya diriltip onları sürün piyasaya ne gerek var yani kardeşi kardeşe vurdurtmaya..(iki nokta)

simon del desierto

soslupirana
1965 yapımı luis buňuel'in elinden çıkma 45 dakikalık filmdir. Film konusunu 5. Yüzyılda yaşadığı rivayet edilen suriyeli aziz simeon'un hayatından alır. Simeon, hayatının büyük bir bölümünü bir sütunun üzerinde çile ve açlık içinde dünyevi isteklerinden arınmaya çalışarak geçirir. Bedensel arzularını kontrol etmeye çalışırken mücadele ettiği şeyler açlık, hastalık veya sıcaklık da değildir yalnızca. Kendisini yoldan çıkarmaya çalışan şeytan da vardır yanıbaşında. Simon'un Şeytanla olan diyalogları düşündürücüdür. Özellikle şeytanın simon'a "seninle aynı tanrı'ya inanıyoruz" dediği sahne hakkında günlerce konuşulabilir. İlginç bir sonla biten film, kafalarda birçok soru bırakır. Hatta bu sondan sayısız anlam çıkarılır.

başak edebiyatı

potato
Biri beni durdursun... susmak istiyorum yok yok susmak istemiyorum. Başlayayım; Ayşe ve Kerem çok yakın dost imisler sonra gel zaman git zaman bunlar birbirlerine ısınıp sevgili olmuşlar. Sonra sonrası yok:) ayrılmışlar, sevişmişler ve Kerem hamile kalmış:) Sonra gel zaman git zaman keremin namusu konuşulmaya başlanmış. :) Sonra kitap bir daha bitmiş. Tabi bunu izleyenler merak etmiş kerem doğuracak mı? Kerem doğurmuş ve kitap bir daha bitmiş ve bunlar sürekli aynı düzlemde farklı şekilde halka yutturulmus. Halkta gariban ne verirsen yer hesabına hepsini yutmuş ve masal burada bitmiş:)

başak edebiyatı

soslupirana
Yakında "serseri öküzümle berdel olduk" adlı kitabımla edebiyat dünyasına kazandıracağım yeni akımın adıdır. Bu akımın en büyük özelliği içinde bolca fantezi barındırıyor olması. Mesela canın tecavüz fantezisi mi istedi. Hemen yakışıklı ve zengin bir serseri ile masum ve güzel bir safolozdan oluşan bir kurgu oluşturuyorsun. Erkek kıza tecavüz etsin kız da bu zengin ve yakışıklı serserinin eşsiz cazibesine daha fazla dayanamayıp kendini kaslı kollarına bırakıversin. Arada biraz naz yapsın tabii kız. "Ben bakireydim Ühü Ühü o benim ilk öpücüğümdü aptal!" gibi şeyler geveleyerek erkeğine ne kadar temiz ve sevilesi ve evlenilesi olduğunu göstersin. Bunu öğrenen erkeği de Vicdan yapsın daha çok yükselsin sevdiceğine. Sevgisini de yumruklayarak, tekmeleyerek en kötü ihtimalle horozlanarak göstersin. Bitti mi? Bitmedi tabii. Erkeğin tepesi atar mesela bazen evi başka kadınlarla doldurur onlarla kötü insancıklar oyunu oynarlar. Bunu gören Sevdicek ağlar kaslı erkeği başka tenlere dokunuyordur. Ama onun için olsundu o kadınlar fahişe kendisinin hiç değilse ruhu bakiredir. Belki arada erkeği onu üzüyor canı isterse aç bırakıyor bir yerlere kilitliyordur falan ama yine de seviyordur. Hem haklı da olabilir belki kim bilir kaslı erkeğin sevdiceğin hangi akrabasıyla husumeti vardır da bunları yapıyordur. Arada isteğe göre sevdicek için alternatif bir eş adayı da eklenebilir. Ama dozu iyi ayarlamak gerek. Bu alternatif eş adayı da güçlü ve karizmatik olacak ama esas oğlan kadar güçlü kaslı ve yakışıklı olmayacak asla. Sadece esas oğlanın alfalık kariyerini besleyecek potansiyelde olsun yeter. Finali de ben söyleyeyim hadi :) sevdicek ya intihar etsin ya da hamile kalsın. Öyle aşık oluyorlarmış serseri öküzler. Bu akımın bir örneğiydi arkadaşlar. Daha neler var neler. "Mafyanın hizmetçisi" "iş adamının bebeğinin bakıcısı" "kurt adamın tutsağı" "ateistin feracelisi" son olarak "anüsünün amü" kitapları da ilerleyen zamanlarda piyasada yerlerini alacak.

Ya ben yazdım yazdım şimdi gördüm e bu akım zaten varmış ya. Adına da "çöp edebiyatı" diyorlarmış. Hatta dizi ve filmleri bilem çıkmış. Tüh la o kadar uğraştım ben senaryo yazacağım diye. Onca emek! Çöp oldu.

sarı yelekliler

rainmaker
fransa'nın simgesi olmuştur.
her direniş, öncesinde en ufak bir şeyi protesto etmekle başlar. mevcut iktidar, insanlığın en doğal haklarından birine kulak verip, gereğini yapsa pek çok direniş bu raddelere gelemez. neyse ki bu iktidarların hepsinde kafa sabit çalışıyor da yolumuzu buluyoruz.

fransa direnişi, akaryakıt protestosuyla hayat bulmuştu. gezi parkı direnişinde ağaçların sesi olmak gibi, bu direniş de çok haklı ve yerinde oldu. direnişler hep haklı ve yerindedir aslında. hatta bazen gecikebilir bile. mesela bu ülkede 5 yıldır hala nasıl ikinci bir gezi olmaz, aklını oynatacak gibi olur insan bunları düşündüğünde.

fransa'da konu benzinken ve onların kanununda yer alan, 'arabada sarı yelek bulundurma zorunluluğu'ndan direnişe en güzel simgeye yer açtı birden.

fransa'dan macaristan'a, oradan israil'e derken, bütün avrupa'da ses oldu bu direniş. ondandır ki bahçeli ve onun gibi yalakalarda bu korku belirdi. içişleri bakanımız, araştırma yapmış, sarı yelek satışlarında artış var mı diye...

dostlar, ya chp-iyip gibi mart'ı bekleyip, adam kazandı, demek, ya da düşmanı doğrudan hedef görmek. düşman, devrime karşı mücadele veriyor. düşman mart'ı beklemiyor. devrime karşı, bir karşı-devrim amaçlıyor. düşmanın derdi tasası bu. bizim de derdimiz bu. onlarla ortak tek paydamız, devrimi bekliyor oluşumuz. burjuvazinin tek korkusu, uyanan, bilinçleşen ve hakkını arayan, mücadele veren, silahlanan bir halktır. aşağı yukarı her ulusun burjuvazisi bunun kaygısını taşır derinlerinde.

fakat onlar bunu görüyor. biz de görüyoruz. avrupa'da bilinç yükseliyor... bizim zamanımız yaklaşıyor! herkes saatlerini şimdi devrime ayarlasın, onun çalması bekleniyor!

ataerkil düzen

tuli
cyborg manifesto'da gereksiz yere gömülen kavram. Fazla karalandığını düşünüyorum. Bazı feministler bu söylediğime sert bir şwkilde karşı çıkacaktır fakat dünyadaki kötü şeyler kadar iyi şeylerin de sebebi ataerkilliktir. Objektif bakmak lazım.

ataerkil düzen

potato
Feminizmi fışkırtan ve Feminist kardeşlerimizi sokağa döken düzen diyemeyeceğim. Ataerkil düzen daha çok erkeğin egemenliğine dayalı kurulan ve Erkeğin her alanda karar verici etmen olarak gören düzen. Cinsiyet eşitliği, Hak ve Özgürlüklerin eşitliği konusu bu Düzene karşı Feminizm ve diğer benzer akımları başlatmıştır. İnsanlık daha önce Anaerkil idi. Fakat Erkeğin gücünün farkına varması ve bu gücü işlemesiyle oluşan sarhoşluğun verdiği dünyadır ataerkil dünya...

evren nereye genişliyor

potato
@soslupirana Evren hakkında beyin fırtınası yapabiliriz fakat evrene anlam bicebilmek ve sınırlarını anlayabilmek icin, nereye doğru genişlediğini idrak etmek için yapmamız gereken tek şey ışık hızının 1 milyon veyahut milyar katı kadar hizlanmak. Aman zaman da neymiş diyebilmek yani. :) saniyede 300.000 km hızla giden ışığın hızına ulaşamayacak uzun süre insanlık. Beyin fırtınası güzel fakat sınırlı...evreni keşfedecek güce sahip değiliz. Belki keşfetmeye başladığımızda da biz de dahil yüzlerce neslin geçmesi gerek. Tabi doğa daha fazla sabredebilirse

evren nereye genişliyor

soslupirana
Gece gece huzurumu kaçıran entel savar soru. Yazam bari de ne derin düşünüyor bu pirana desinler didim.

Yahu bu evren genişliyor tamam da nereye genişliyor?

Evrenin dışında başka bir varlık mı var? Zira varsa bizim tanımladığımız uzay sonsuz olmaz. Sayısız evrenin iç içe geçmiş hali olabilir belki de. Yani her evrenin dışında başka bir evren olmalı. genişleme bunların karışması veya içtekinin bir dışındakini doldurması sonucunda olur.
Yok eğer evrenin dışında boşluk/Hiçlik var diye düşünürsek de. O halde hiçliğin içinde varlığın nasıl mümkün olabileceği sorusu gündeme gelir. Bu iki ihtimali şimdilik elersek de evrende Genişleme, tek evrenin kendi içine doğru bir yerleri doldurması olarak düşünülebilir. Bir yerlerde bir şekilde boşluklar oluşuyor ve burayı evren kendisiyle dolduruyordur. Ancak burada da yine sorun var. Boşluklar nasıl oluşuyor? Varlık ile yokluğun yer değiştirmesi mümkün mü?