stanley kubrick

mediocregenius
sinematografi dehası yönetmen. gelmiş geçmiş en iyi yönetmenlerdendir. eserleri arasında,
-dr. strangelove
-2001: a space odyssey
-a clockwork orange
-eyes wide shut
-full metal jacket
-the shining
-lolita
bulunur. obsesif ve mükemmeliyetçi yapısı ile bilinir. bazı sahneleri yüzlerce kez tekrardan çekmesiyle meşhurdur. yine de kendisini filmlerini bile izlemeden önce 14 yaşımda arifin manchestera attığı golü ararken şu sözü sayesinde tanıdım ve hayatımda vizyonunu örnek aldığım insanlar arasından çıkarmadım sonrasında. işte o söz;

"the very meaninglessness of life forces man to create his own meaning. children, of course, begin life with an untarnished sense of wonder, a capacity to experience total joy at something as simple as the greenness of a leaf; but as they grow older, the awareness of death and decay begins to impinge on their consciousness and subtly erode their joie de vivre, their idealism - and their assumption of immortality. as a child matures, he sees death and pain everywhere about him, and begins to lose faith in the ultimate goodness of man. but, if he's reasonably strong - and lucky - he can emerge from this twilight of the soul into a rebirth of life's elan. both because of and in spite of his awareness of the meaninglessness of life, he can forge a fresh sense of purpose and affirmation. he may not recapture the same pure sense of wonder he was born with, but he can shape something far more enduring and sustaining. the most terrifying fact about the universe is not that it is hostile but that it is indifferent; but if we can come to terms with this indifference and accept the challenges of life within the boundaries of death - however mutable man may be able to make them - our existence as a species can have genuine meaning and fulfillment. however vast the darkness, we must supply our own light." -stanley kubrick

çeviri:
"hayatın anlamsızlığı, insanı kendi anlamını yaratmaya iter. çocuklar, tabii ki de hayata kararmamış bir merak duygusu ve bir yaprağın yeşilliği gibi basit şeylerde bile gerçek
mutluluğu yakalama kapasitesine sahip olarak başlarlar; ama büyüdükçe, ölümün ve çürümenin farkındalığı bilinçlerine etki etmeye ve zarifçe yaşam sevinçlerini, idealistliklerini
ölümsüzlük yanılgılarını aşındırmaya başlar. çocuk olgunlaştıkça, baktığı her yerde ölüm ve acıya tanıklık eder ve yavaşça insanın en iyi canlı olduğu düşüncesine inancını
kaybetmeye başlar. ama eğer çocuk, mantıken güçlü -ve şanslı- ise, bu ruhun alacakaranlığın'dan tekrar gün yüzüne çıkabilir ve bu şekilde yeniden doğabilir.
hem hayatın anlamsızlığının farkında olmasından dolayı hemde buna rağmen, kendisine yeni bir amaç yaratabilir. o doğduğu zaman sahip olduğu aynı saf merak duygusuna tekrar sahip
olamayabilir ama bu sefer daha dayanıklı ve sürdürülebilir bir amaca şekil verebilir. evrenle ilgili en korkutucu şey düşmanca bir yapıda olması değil aksine kayıtsız olmasıdır;
ama eğer bu kayıtsızlıkla uzlaşıp, yaşamın ölüm sınırları içerisinde bize sunduğu zorlukları kabul edersek - değişken insan başarabilir - tür olarak varoluşumuz özgün bir anlam ve tatmine
sahip olabilir. karanlık ne kadar engin olursa olsun, kendi ışığımızı kendimiz sağlamalıyız."