confessions

admin

Admin  · 27 Mayıs 2018 Pazar

  1. toplam giri 25
  2. takipçi 3
  3. puan 669

nefret edilesi çizgi film karakterleri

tuli
Beyblade'de ki bilgiç. Ne boktan bi çardı ağlayıp gameboy oynamaktan başka bişey bilmezdi kaplumbağa terbiyecisi kılıklı.

Pokemon'daki ash. Çarmendır'ı o kadar dışladı ki çocukken, çarmendır stress yüzünden sivilcelenip erken ergenliğe girdi ve çarizard olduğunda "yakışıklı ama piç" diye adlandırdığımız berkcanlara dönüştü. Okul çıkışı muşlu magmar'ı dövdüğü sahneyi unutamıyorum.

Çılgın korsan jack'deki "tayfadan önemli bir kişi". Adı bile yoktu öyle boktan adamdı ama önemli gibiydi. Tahminimce harita veya endüstri mühendisiydi.

yazarlardan kitap önerileri

tuli
Gereksiz tanım (sanki çok lazım her başlığa.): okur yazar yazarlardan okur yazarlara kitap önerileridir.
ciddi misin ? Ben de garnitürlü pilav tarifi sanmıştım.


Özellikle müridim olmak isteyen gençlere simyacı'yı tavsiye ediyorum. Çünkü önemli olan varmak değil, yolda olmaktır.

Milan Kundera'nın az popüler olmuş, ama yine de çok da harika almayan kitabı varolmanın dayanılmaz hafifliği. İsmi kitaptan daha güzel haberiniz olsun.

Bilim kurgu severlere homo deus, homo sapiens ikilisini öneririm. Ben bu iki kitabı paralel okumaya çalıştım bi bölüm ondan bi bölüm bundan diyerek. Niye derseniz çok güzel iki kitap ikisi de fakat akıcı değiller. Arasında "ee ne alaka şimdi ?" , "banane bundan ?" diyeceğiniz yerler var ama öğle molası okumaları için uygun iki kitap.

Eğer "ben amatör okurum yok mu daha hafif bişeyler ? :(" diyorsanız aziz nesin hikayelerinden kördöğüşü'nü tavsiye ederim. Güldürürken düşündüren, hatta kızdıran bir kitap.

Siyasi görüşünüz aziz nesin okumaya müsait değilse kitap okumaya çalışmak yerine kıraathanede takılabilirsiniz, reis övebilirsiniz falan. Ya da herşeye rağmen o'henry'den son yaprak okuyabilirsiniz. Hiç bir mesaj içermeyen 4837272 tane hikayenin yazarı da büyük ihtimalle sizin kadar bayağı bir insandır.

"Milader miz moş adam mıyız, düzgün kitap öner ?" Diyorsanız aşağıdaki liste tam size göre.

şeker portakalı (lütfen oku artık şunu)
son dilek (a. Sapkowski)
kavgam (Arnold hitler miydi neydi boktan bi yazarı var)
kokoloji 1,2,3 ( bilim mi oyun mu ne sikim olduğu belli olmayan bişey)
sinecod öksürük şurubu prospektüsü (tıpçıların ders dışında vakit bulup okuyabildiği tek şey djdjshsjsk)

babanın söylediği unutulmayan sözler

soslupirana
Eski sevgilisinin ismini taşıyormuşum. Çok aşık olmuşmuş, ondan bir parça saklamak istemiş. Yıllar sonra tesadüfen babamın eski aşkıyla karşılaşırken öğreniyor annem bunu. Babamın durumu açıklarken gözleri dolmuştu. Hâlâ uhutamamıştı belli ki. Annemin kırık kalbine mi yanayım, babamın çaresizliğine mi? Ben kimin tarafını tutacaktım? Söyleyebildiği tek şey olmuştu bana çıkıp giderken
"özür dilerim."

çomü itiraf

rainmaker
bir instagram sayfası/hesabı.

kendiyle ilgili tereddütleri olan, iki cümleyi bir araya getirmekten kaçınan, çünkü getirse bir sike am olamayacağını bilen (en azından bu kadarını becerebilen) insanların itiraflarıyla dolu ortalık orada.

örnek şu;
bugün (3 aralık 2018) seni ç3'te gördüm. alevli taşaklı bakıyordun, üstündeki kıyafetlerden sütyeninin rengini tam göremedim ama kazak şahaneydi, rengi bi kere çok hoşuma gitti, (tam burada bir kez olsun, nerden aldın acaba, ben de aynısından edinmeliyim, gibi bir itiraf ben görmedim abi.) dar pantolonun vücudundaki tüm kavisleri gösteriyordu ve o çizmelerin, ayak fetişim olduğundan mütevellit (bu kelimeyi cümle içerisinde nereye konuşlandıracağımı kestiremedim, umarım tutmuştur, bu beni çok havalı yapacak, kesin düşecek, mantığı mode on.) onları görmeme engel olmuştu ancak ben seni çok sevdim. uzun uzadıya bakıştık da üstelik, (bakıştın, kesin sana aşık sanki, böyle oluyor bu meseleler çünkü(!) hayır, sahiden bakıştın, git konuş, demi. ne bakıyon len filan de mesela. ama yok.) isminin bilmem ne olduğunu bildiğim, (bak şimdi :) şu şu fakültede okuyan sarışın kız, beğen de buluyum (bulmak) seni...

ya, kızın inciğini cinciğini bulmuşsun, adını sanını öğrenmişsin, git siktir konuş artık. yeter ya. şuraya şu ödleklerin itiraflarını artık koymayın ne olur... ne olur artık bunu yapmayın. nasıl bir sapıklıktır bu. bir tanesi, arkadan fotoğrafını çekmişti kızın, "admin, kız bu, bana ulaşsın," demişti. hiç upuzun anlatmaya gerek duymamış, adam direkt arkadan fotoğraf almıştı ya. bu tacizdi düpedüz. sonra şikayetler art arda gelince sayfa silmişti.

ama bu sayfa sayesinde, güzel şeyler de olmuyor değil; mesela kitap satanlar oluyor, bugün 5 parça kitap aldım, 5 liradan. oldukça mantıklı bir ticaretti sdfkjdsa öte yandan, ev arkadaşı arayanlar filan da çıkabiliyor, kimse evsiz kalmıyor; aptal saptal yurtların da bu vesileyle sonu geliyor.

bir bakıma, teşekkürler çomü itiraf, diyebiliriz.

edit: nasıl unuttuğumu hala anlayabilmiş değilim:
rumuz: beyaz boğazlı, kazaklı çocuk.
sdlfjsdflskfjsfa
şaka şaka.
o kimse, herkese yavşıyor ya da herkes beyaz boğazlı kazak giyiyor.
allah tüm beyaz boğazlı kazaklıların belasını verebilir bence.
bir mahsuru yok.

iz bırakan kitap cümleleri

biletci
Ahlaksız bilim olur mu? Hikmetsiz, irfansız, insafsız bilim; binbir türlü aşırılıkla mermiler, bombalar, tehditler, ölümler yağdırıyor. Eskiden illetten kurtaran, mikroplardan koruyan bir bilim vardı. Şimdi, virüslere üniforma giydirip üstümüze salıyorlar: Biyolojik silah.

Çocuklar bir kuzuyu kucaklamadan, kelebeğin peşinden koşamadan, tavşanla bakışmadan büyüyor. Sincap, leylek, ceylan, keklik..anca ekranda görülebiliyor artık. Sıhhatin, emniyetin ve hakkaniyetin manasından kopmuş bilim benden uzak olsun.Irak'ta 1 milyon insan öldürüldü. Hâlâ Amerikan hapishanelerinde yüzbinlerce masum işkence görüyor, iğfal ediliyor..Bilim adamlarından çıt yok..
Niye?
Silah şirketlerinin hizmetinde çalışıyorlar da ondan..Vahşetin,cinayetin, deliliğin emrindeler!

Korkma Ben Varım/Murat Menteş

prison break

kafam bir milyon
aşırı sürükleyici hapishaneden kaçış dizisi. ılk sezonu izlediğim zamanı hatırlıyorum neredeyse her bölümde 'heh şimdi kaçacaklar' diyordum ve bu böyle 22 bölüm sürüyordu. her bölümde ayrı geriliyordum, inanın efsane bir dizi. 2.sezon sarmaz nasılsa kaçtılar artık diyordum ama anladım ki kaçtıktan sonra asıl macera başlıyor. ve bu böyle böyle 5 sezon sürüyor. ben 4 sezon izledim. her sezonu ayrı güzel. canım prison break.

zayn malik

kafam bir milyon
one direction'un eski üyesi. eskiden müslüman idi kendisi. artık değilmiş. açıklaması ise şöyle:
''Belirli bir yemeği belirli bir şekilde kutsayarak yemek veya günde beş defa aynı dilde dua etmek gerektiğine inanmıyorum. Yalnızca, iyi bir insansanız her şeyin sizin için iyi gideceğine inanıyorum"

buna sagopa kajmer kadar üzülemem. yazık etmiş. geç.

kaliteli yalnızlık

kafam bir milyon
bir seçimdir.
bunu yaşayabilen insanlar var harbiden. yıkık değil. kimseyle geçinemiyor değil. asosyal hiç değil. sadece ne istediğini bilen, zamanını yalnızca istediği insanla harcayan net insan. kendini tanıyan, arzularına göre hayatını yönlendiren kişi.
hayranım böyle insanlara.

yolculuk uykusu

kafam bir milyon
bölük börçük uykudur. tam kafanı yaslar dalarsın. ''su ister misiniz?'' sesiyle uyanırsın. tekrar dalarsın. ani dönüşlere girilen yolda sarsılır uyanırsın. ölüm gibi ölüm. bu yüzden yolculukta uyumamayı tercih edenlerdenim.

ağlayan kadın

kafam bir milyon
silahını çekmiş kadındır.

"bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. kadınlar her şeye
ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... en az erkekler kadar
yani! ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. eğer bir kadın yürekten
ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. ama o yüreğin
değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker
batırır iğnelerini yüreğe! işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur
boğazına kadının. yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını
çok acıtır. gözleri buğulanır kadının sonra. ağlamayacağım, der
içinden. ama engel olamaz işte. çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve
iğneler saplamaktadır.. bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. ince
ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur
seli... ve kadın ağlar; hem de çok! sanmayın ki gidene ağlar kadın!
gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. o
yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir
kadın; o yüzden ağlar. ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır.
her damla, daha çok kadın yapar kadınları. her damla bir derstir
çünkü. bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki,
değmez onun için derler. bilmediklerindendir böyle demeleri. çünkü
yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. içlerindeki zehirdir onları
öldüren! ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler
yaralarındaki! çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür
yaraları. dönüşmemesi lazımdır oysa. o yüzden de bolca ağlarlar. zaman
geçer sonra. kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. umarım
öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. sapan ruhların doğru
yolu bulması da yeni acılar demektir. bunu bilir kadınlar, o yüzden
eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı... çok ağlayan kadınlar,
bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. her damla olgunlaştırır
kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği
onların gözünde küçülür. küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman
kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. güçlü,
yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan... insanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu
kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. çünkü
inançlarını yitirdi o kadınlar.zamanında yüreklerine o kadar çok iğne
saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! artık kendilerinden başka bir
doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. çünkü
biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir
zaman! hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. e o zaman niye
sarılsınlar ki! niye sarılalım ki! etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın
varsa bilin ki olgunlaşıyordur. bilin ki, gerçekleri kabul etmeye
başlamıştır. bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. bilin ki,
sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. o da kim, ne diye sormayın artık. çok
ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü.."

yılmaz erdoğan.

asgari ücret

kafam bir milyon
miktarının devlet tarafından belirlendiği ülkede çalışan kişilere verilecek ücretin en alt sınırı. sanırım 2019'da 2bin tl'nin üzerine çıkacakmış. kanımca yine azdır. bekar olan biri için hadi neyse de, evli olan adam nasıl geçinsin bu miktarla allasen. resmen ve resmen sadece ekmek parası bu.

ölüm

potato
Herkesin ölüm hakkında bildiği tek şey var o da ölümden korkmak. Bunu yaşarken anlamaz çoğu kez. Peki nedir ölüm? Ölümü irdeleyebilir veyahut anlayabilir miyiz? Ölümün sınırlarını anlayabilir miyiz? Bunlar sorgulanabilir mi? Dinler imdada yetişiyor. Çeşitli dogma bilgiler ortaya atarak tabii. Peki bu dogmatik bilgilerin gerçekliği nasıl anlaşılır? Ölerek anlayacağız belki de. O zaman irdeleme gücümüz nerede? Arzularımız nerede ? Bir erkek için bir kadını arzulama arzusu nerede veyahut tam tersi durum. Onlar bilinmezliğin sonsuz derinliklerine kaçıyor. Ölümün yaşanması koca bir bilemiyorumdan öte değil. Fakat ölüm bazen kurtuluş gibi algılanır. Bunu da inananlar için ruh durumu, inanmayanlar için enerji belirler. Mesela sevgilisinden ayrılan bir insan ölüme tutunacak bir duruma gelir. Hahaha yapmayın bunu. Gerçek denen bir şey yok. Mutlak denen Bir şey var. O da ölümün bilinmez yolculuğu. Bunu bilmemek ürkünç ama eğlenceli. Ne Tabula Rasa'yız Ne de İdealar dünyası. Ölümün kendisi Rus ruleti gibi... Belirsiz şanssızlıklar veyahut şanslılıklar trajedisi belki de...

neden sevgilim yok

potato
Sorgulanması oldukça mantıksız bir giri gibi geliyor. Herşeyden önce biz akışın ürünüyüz. Zorlamanın değil. Kendimizde akışkan bir sıvının vücut bulmuş haliyiz:) Tek sorunumuz ise neden diye sormak değil sevgilimizin olmadığını sorgulamak. Bu sorgulama beyinde şalterlerden birini uzun süre aynı yönde sabit tutarsa bu durumun sürekliliği devreye girer. Neden sevgilim yok artık beyinde sürekli devrede olan şalter gibi olur ve welcam takıntı. Hehehe. Sonra ise bu durum değişir. Takıntı obsesiflik kompulsiflik sınırını aşar ve nirvanaya ulaşır. Sonra ise irtifa kaybederek boşluğa çakılır. Fakat takıntı insan değildir. Ölmez. Onu öldüren şey fazladan bir "ma"dir. Takma. 🤣🤣😭😂 Sorgulanacak daha güzel şeyler var. Safsata salatası yaptığım için kendimi esefle ve nefretle kınıyorum.
Kabul edenler
Reddedenler
Öneri reddedilmiştir. 🤣😭🤣😭😂

düğün

freudunyancisi
Gereksiz bir evliliğe hoş geldik ritüelidir. masraflar, yorgunluk, sevilmeyen akrabalar, garip müzikler... aman tınrım düşman başına. Ha sevenler varsa orasını bilemem ama benim çevremde olan yankilerim hep sonrasında büyük pişmanlık yaşadılar. Onca parayı aydın enişte ve ayten teyzenin göbek şovları için dökmek zoruna gider insanın tabii. Sonra da neden ertesi hafta balayına gidilmiyor? Nahanda bundan o kekler pastalar öpücükle mi alındı sanıyorsun. yapmayın lan düğün, acıyın birbirinize. O, bu ne der diye yaşanır mı? ha söyle emmim.

konkordato

hallumzade
Dolar kurundaki hızlı artış, bazı şirketleri ödeme zorluğuna soktu. borçların yeniden yapılandırılması suretiyle iflasa tabi borçluların mali durumunun düzeltilerek iflastan kurtulmasını, diğer borçluların ise mali durumunun düzeltilmesini amaçlayan, alacaklıların da belirli bir tenzilatla veya vadede alacağına kavuşmasını sağlayan ve mahkemenin tasdikiyle taraflar açısından bağlayıcı hale gelen bir anlaşma olarak tanımlanır.
Şu sıralar haberlerde sıkça duyduğumuz bir terim. Şirketlerin iflastan korunmak için başvurduğu konkordatonun şimdiye kadar ki toplam tutarı 15 milyar lirayı geçti.Konkordato ilan eden şirketlerin diğer şirket ve kişilere borçlarıyla birlikte toplamının 30 milyar lirayı bulduğu tespit edilmekte. peki Mali krizdeki şirketlere konkordato çare olur mu?
İflas erteleme sadece sermaye şirketleri ve kooperatifler içindir. konkordatonun başarılı olduğu anlaşılırsa, bir yıllık (altı ay daha uzatılabilir) kesin mühlet verilir. Kesin mühlet içinde borçlu aleyhine vergi, harç, SGK pirimi gibi ne kamu ne de özel kişi alacakları için bir takip yapılabilir. Hatta başlamış takipler dahi durur, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararları uygulanamaz. Zaman aşımı ve hak düşürücü süreler dahi işlemez. Sadece son bir yıla ait işçi alacakları, nafaka alacakları için haciz yapabilirler. Mahkemenin kesin mühlet vermeden önce vereceği 3 aylık geçici mühlet (en fazla iki ay daha uzatılabilir) için de borçluya aynı koruma sağlanır. Şirketin rehinli alacaklısı varsa; Rehinle teminat altına alınmış alacaklar için icra takibine bir engel yoktur, önceden başlatılmış takiplere de devam edilebilir. Sadece takip sonrası rehinli eşyanın satılması yasaklanmıştır. Sorabilirsiniz, ticarette kim sattığı mallara ve hizmetler karşılığı alacağı için alıcıdan rehinli teminat alıyor ki? örneğin 10 ton buğday satıp alacağı için alıcının arsası üzerine kim ipotek koyuyor? Her alacak için rehin kurulsa ticaret işlemez. Ama bankalar her verdikleri ticari kredi için genellikle ipotek aldıklarından, işte rehinli alacaklar için öngörülmüş bu kolaylıktan sadece ipotek alacaklısı bankalar yararlanacaklardır. mahkeme gerekli görürse konkordato ilan eden şirketi komiser yönetebilir. Bu bence daha uygun olur, çünkü konkordato komiseri alacaklıların kontrolünde görev yapacaktır.

legolas gimli aragorn kapışması

deer
gimli fanboyuyum ama bu savaşın galibi ne gimlidir nede ibne legolas.heyheeeeeeey sözlük yazarları bu ne gaflet,bu ne cahillik siz bilmez misiniz aragorn isimli çeriyi?legolasın oku her derde deva demişsin eeey tuli söyle bana legolas adam mıdır önce?aragorn gibi teknik,zeka,güç 3'lüsünün bulunduğu bir alfa yiğidi bu 2 kendini bilmez ile karşılaştırmak seviyesizliktir(!).

https://i.gifer.com/5v4.gif

admin

freudunyancisi
18 mart sözlük'ün biricik kurucusu, yöneticisidir. O yeni nesil ssg'dir. Ben ise kanzuk...
İtiraf ediyorum koltuğunda gözüm var admin. büyüyünce benim olacak!! vurucam Kırbacı...

-genç freud

uzak mesafe ilişkisi

hallumzade
görmeden sevmeyi, dokunmadan hissetmeyi öğreten durum. makamları yüksek olur sıradan aşklardan. Gerçekten gönül koyulmuşsa mesafelerin anlamını yitirdiği andır. Ona olan sevginizin gücü ile adeta yanınızda gibi hissedersiniz. Kolay kolay tartışmazsınız, kavga edip küsmezsiniz. Emek etmenin en güzel halidir. Bu nedenle kutsaldır o aşk. Kavuşması hayali cennetle eş değerdir. Mesafelere dayanma gücü aynı zamanda hayatla dimdik mücadele etmenizi sağlar. Yıkılmazsınız çünkü sevdiğinizi bekliyorsunuzdur. O gelince dünyadaki bütün kötü yorucu günlerin biteceğini bilirsiniz. Dayanması her ne kadar zor olsa da ilşkinin temeli kıymet bilerek oturur. Sevdiğini bekleyenlerin en kısa zamanda kavuşması dileğiyle..

hayatınızın en garip günü

deer
06.11. 2018 olarak hafızama düşmüş olan gün. Her şey saat 15.00 da uyanmamla başlamıştı dün gece uyuya kaldığımı yatağımda duran laptopumdan anlıyordum.okuldan yurda dönen x arkadaşıma "gelirken bana kahvaltılık birşeyler al" diyip yatağıma dönmüştüm. Kahvaltımı ettikten sonra odama gelen x arkadaşımla yeni kordonda çay içme fikri geldi aklımıza.güneşi çaylarımızı yudumlarken izlemenin keyfine varıyorduk ki örümcek hislerim etrafta bir bokluk olduğunu hissettirmişti bana. Sağımda kalan sahilde spor aletlerine güzel giyimli bir çocuk gelmiş pantolon giymiş haliyle spor yapıyordu,bana doğru yaklaşan çift ani bir dönüşle geriye sapmış ve bankta oturan kızlar elleriyle "şöyle geçin tarzı" hareketler yapmıştı.olayları umursamayıp x kişisiyle boş muhabbete devam ederken az önceki çift bağırışmaya, lavuk kızın kolundan tutmaya başlamıştı.örümcek sinyallerim aklımda çoktan "haydarinna" müziğini çalmaya başlamıştı bile. Kavga olduğunu anlayan x kişisi(angaralı) "noluyoh amuğagoyim" tepkisiyle masadan kalkmış çifte doğru koşarak yaklaşmıştık.bizim yanımızdan kalkan bir diğer kişi koşarak lavuğa sarılmış çifti ayırmıştı, bize kalan görev sıkıntı çıkarsa lavuğa dalmaktı sadece.şoktaydık aslında çünkü döveceğimiz adam "ailen seni red ettiğinde bile ben sahip çıktım sana, senin için herşeyi yaptım neden beni yarı yolda bırakıyorsun" dediğinde gözlerim kıza bakmış bu konuda içi yanan birisi olarak kızdan bir açıklama beklemiştim. 2dakika geçti ve yanımıza kel, 1.60 boylarında, hafif çiyan bir abi yaklaştı "eheeheheh sosyal deneyyyy" gibi bir zıplamayla suratıma doğrultulan kameraya 3 numaralı "ne?" bakışımı atmıştım bile.x kişisiyle söve söve çaylarımızın başına döndük(sinirliydi çayının soğumasından mı, sosyal deneyden mi bilemedim). Sosyal deney ekibinin kafeye gelip herkesten rahatsızlık için özür dileyip bizim masaya bakmaması bile dayak yemeleri için bir sebepti belkide ama biz hesabı ödeyip kalktık sinirlenmemek için(suç kel olanda). Bankadan para çekelim madem diyip atatürk'e geri dönmüş yürüyorduk. Bankalara varmadan solumuzda duran a101den 20 yaşlarında birisi koşmaya başladı elinde poşetle, x'e dönüp "lavuk ne garip koşuyo lan" demiştim kiiii yandan annesi(ablasıda olabilir) "y buraya gel nereye gidiyosun yyyyyyyy" diye bağırmaya başladı(noluyoruz bugün çanakkalem kumpas mı var bana?). Y kişisi 45,50 metre koştuktan sonra dayanamadım(5 saniye falan) ablaya döndüm ve "yakalayalım mı abla?" dedim. Gelen cevaptan sonra okadar hızlı koştum ki y kişisinin başına bir şey gelme riski beni aşırı korkutmuştu(y kişisi down sendromlu bir gençti). 3 sokak boyunca kovaladım ara sokaklarda kaybedip tekrardan buldum y kişisini.x arkadaşım gerimde kalmış ve y'yi yakaladığım ara sokağa 5 saniye falan geç gelmişti. X arkadaşım gelir gelmez çocuğa "sakin ol kankacım sen sakin ol nereye gidiyosun böyle aman aman sen" gibi sakinleştirici sözler söylemeye başlamıştı(at'mı evcilleştiriyon napıyon acaba?). Y arkadaşımızı kollarından tutup annesine(ablasıda olabilir) geri getirmiş ve çanakkalenin superherosu olarak yine bir görevi başarıyla tamamlamıştım. Garip bir gündü ama güzeldi sözlük.

Edit:imla

starbucks

hallumzade
moby dick'ten ilham alınan adı, eski kahve tüccarlarının denizcilik geleneği ve açık denize olan aşklarından gelmektedir. starbucks'ın en pahalı kahvesi 94 dolardır, yani ortalama 500 liradır. business ınsider'ın muhabirlerinden jacob shamsian 7 litrelik bir pumpkin spice latte hazırlatmış. içinde 101 shot kahve varmış. o kadar çok kahve olunca fiyat da tabii çılgıncasına artmış. kim içti o 7 litreyi, nolur söyleyin. fiyatları genellikle ortalama üzerinde seyretsede türkiye'de bir mekana gidip sorgusuz sualsiz, satın alma yapmadan oturma rahatlığı starbucks ile birlikte geldi diyebiliriz. dünya genelinde günlük olarak toplamda 2.3 milyon kağıt bardak kullanılıyor. deneyimleyebileceğiniz 80.000'den fazla alternatifi vardır.canım biraz soya sütü, yok yok kokonat sütü, lütfen üç espressolu olsun derken 80.000 çeşidi nasıl buldunuz diye sormadan edemiyoruz. içeride oturmaktan çok gideceğimiz yere kahvemizi almak için güzel bir alternatif yaratıyor.

türkiyede kadın olmak

kafam bir milyon
kadının kendisiyle, mesleğiyle değil doğurganlığıyla ön plana çıkması gerektiği düşüncesiyle yaşamak zorunda kalmaktır.
istediği şekilde giyinmemesi gerektiğini savunan barzolarla aynı havayı solumak zorunda kalmaktır.
canının istediği saatte dolaşamaz düşüncesine hapsolmaktır.
her an taciz/tecavüz edilme korkusuyla yaşamaktır.
dolmuşta suratına tekme yemektir.
sırf kadın olduğun için bin bir hakarete uğramaktır.
namus yükünü taşımaktır.
kısaca özgür olamamaktır.
gerçekten zordur türkiye'de kadın olmak.
3.5 yaşında bir kız çocuğu olmak bile çok zor bu ülkede.

1 saat neden 60 dakika

kafam bir milyon
1 saat 60 dakika, 1 dakika 60 saniyedir. babiller matematik dehalarıydı. açıları, denklemleri, kesirleri ve dereceleri kullanan ilk kişilerdi. 10 tabanlı sayı sistemi yerine 60 tabanlı seksagesimal sistemi kullanıyorlardı. 60 tabanlı sistemin tercih edilmesinin sebebi çok fazla böleninin olmasıdır. (1,2,3,4,5,6,10,12,15,20,30 sayılarına bölünebildiği için 10'dan daha esnek bir sayıdır.)

kaliforniya sendromu

kafam bir milyon
bir kişinin kendini evrenin merkezi haline getirmesi ve kendinden başka kimseyi önemsemeyecek duruma gelmesi. bu kişilerde iyi ve kötü algoritması değişerek kendisine iyi gelen kötü şeyleri iyi kabul edecek hale gelmekte. zamanla birey değer erozyonuna uğrar ve bir süre sonra da insanı insan yapan değerlerin tümünü kaybeder.

kitap okumak

kafam bir milyon
t: kitap okumak kitap okumaktır.

İngiltere'deki bir araştırmaya göre akşam eve gelince 6 dakika bile kitap okusanız stres seviyeniz %68e kadar düşebiliyormuş. 10 dakikalık bir kitap okuma neredeyse bir antidepresan etkisi göstermekte.