confessions

deer

Yazar - 2. Nesil  · 30 Ekim 2018 Salı

  1. toplam giri 167
  2. takipçi 6
  3. puan 708

vlad tepeş

deer
fatih'in sayesinde oturduğu makamdan fatih tarafından indirilmiş,her seferinde bir götlük yapmaktan çekinmemiş lavuk.eminim ki fatih her olayını duyduğunda içinden "allah'ım sabır ver şimdi skcem belasını" demiştir.

yazarları ilişkiden soğutan şeyler

deer
basit.salak olması...
bir süre sonra zekanızın ürünü olan,ufuk açıcı cümlelerinizi bir çocuğun anlayacağı dilden yazmaya başlıyorsunuz karşıda ki kişi anlayabilsin diye.ilişkiyi devam ettirmek için umut verici nedenler aramaya başlıyorsunuz sonra.
"yüzü güzele 40 günde doyarsında,götü güzele 40 yılda doyamazsın"
diyip "günaydın aşkım" mesajını atıyorsunuz.

ilişkide yaş farkı

deer
geçmiş ilişkilerimden kalmış,unutamadığım tek bir kadın var.2 yaş genç olmasına rağmen gerek kültür yapısı,gerek zekasıyla beni kendine aşık etmiş bir kadın.hayatınıza farklılık getirecek kişinin hangi zaman diliminde geleceği belli olmadığı gibi hangi yaş aralığında da geleceği belli olmaz.3 olsa sevmezdim ama 2 olması okeydir bence.

zevkten 12 köşe olduğunuz anlar

deer
bilen bilir akçaylı,yaz aşığı bir herifim ben.çanakkale'nin bu iflah olmaz soğuğu karşısında tabikide depresyonlar içerisinde kaldım 1-2 hafta.bugün yapılan "mor ve ötesi" konserine gitmemiş odada ne yapsam diye düşünüyordum.aldım biralarımı,hafif ispanyol müziğimle gözlerimi kapatıp ayvalık'ta ayaklarımı uzattığım rum evinin balkonunu hayal ettim.o kadar kaptırmışım ki kendimi kulaklıklarımı çıkarmamış ve yarım saat gözlerim kapalı bir halde beklemişim.bu yarım saat içerisinde gözümün önüne eteği belinde,bal dudaklı rum kızları mı gelmedi mi dersin?karısıyla denize girip biralarını yudumlayan ragıp amcayı mı görmedim dersin? sanal gerçeklik gözlüğü takmış gibi oldum.gözlerimi açtığımda oluşan mutluluğu size açıklayamam.(kış mevsiminin amk)

radio tarifa

deer
"Radio Tarifa, flemenko, Endülüs müziği, Arap müziği, caz gibi türleri harmanlayarak müzik yapan, 80'li yılların sonunda kurulmuş İspanyol müzik grubu. Üç kişiden oluşan grupta, vokalde Benjamin Escoriza, darbuka ve geri vokalde Fain Sanchez Dueñas ve diğer çalgılarda Vincent Molino vardır."-vikipedi

2006'dağıtılmış olması dünyanın güzel şeylerden erken mahrum kaldığının bir kanıtıdır.önerdiğim arkadaşlarımdan sürekli "lan bu ispanyol'lar müzikten anlıyor he" tepkisi aldığım canım grup.

grubun solisti olan benjamin escoriza abimiz 8 mart 2012'de hayatını kaybetmiş olup grubun diğer üyelerinin ölüm haberleri daha elime ulaşmamıştır.türkiye'de verilmiş olan konserine gitmiş olmak istemişimdir hep.2006'da dağıldıklarında geriye bıraktıkları tek mesaj "arkadaş bağlarımız bozulmayacak"tır yani "bir radio tarifa şarkısı daha gelebilir" demişlerdir.son konseriyle dağılan grup seviyelerini zirvede bırakmış,gönlümüzde taht kurup tarihe karışmıştır.

sin palabras

deer
radio tarifa'nın cruzanda el rio albümünden bir parçadır.insanların intihar etmeden önce tercih edecekleri şarkıların başında gelmekte olan,son kez duyulacak kutsal sözlerdir.aşığı olduğum bu şarkının en dikkat çekici özelliği en mutlu gününüzde bile açsanız insanı o acı çektiği günlerine geri döndürmesidir.

acılar tazelenir,eskiler hatırlanır ve öldürdüğünüzü sandığınız tüm kadınları önünüze çıkartır.sevgiliniz,aşkınız veya flörtünüz olmasına gerek yok otobüs durağında gördüğünüz ince belli çerkes kızını bile hatırlarsınız.bu şarkı kesinlikle sizi direkt olarak öldürmez.dolaylı yoldan öldürmesinin sebebi ise her açtığınızda yaktığınız sigaralardır.her kaynakta çeviri farklı bir şekilde olsada en doğrusu budur kanımca:

no te alejes de mí / benden uzaklaşma
no te alejes de mí / benden uzaklaşma
deja que yo te mire / bırak sana bakayım
te sienta a mi lado / seni yanımda hissedeyim
ya ves / görüyorsun..
no te vayas de mí / beni bırakma
no te vayas de mí / beni bırakma
despierta y te veo / uyanıyorum ve seni
a mi lado feliz / yanımda görüyorum.. mutlu
ya me acuerdo / hatırlıyorum..
te vi asomar / arz-ı endamını gördüm
tus ojos / gözlerin..
sin palabras / kelimeler olmadan..
la química / kimya
sonrisas, miradas y todo / tebessümler, bakışlar ve herşey

vuelvo a sentir / yeniden hissediyorum
no lo creí / inanmazdım
vuelvo a nacer / yeniden doğdum
la sal, la vida / cazibe, yaşam
ya me acuerdo / hatırlıyorum..
te vi asomar / arz-ı endamını gördüm
tus ojos / gözlerin..
sin palabras / kelimeler olmadan..
la química / kimya
sonrisas, miradas y todo / tebessümler, bakışlar ve herşey

türkçe'sini okumanıza gerek yok.şarkının ispanyol'casını dinlemek bile zaten size nelerden bahsettiğini anlatıyor.kağıtlara değilde ruhlara yazılmış bir parça olduğunu buradan anlatıyor.

aniden gelen paris'e gitme isteği

deer
Bir rutine bağlanmış hayatınıza hayalinin bile kıvılcım yaktırdığı istek.bunalımlarınızı,depresyonlarınızı bir kenara köşeye itmişsinizdir.kendinize "hayattan zevk alıyor muyum acaba?" sorusunu sormuş ve çoktan "hayır" cevabını vermişsinizdir.neden paris peki? Ne bileyim neden budapeşte değil? Şehir merkezine yakın bir apartın küçük balkonunda peynir yiyip şarap içmek bana ne tür bir zevk verebilir ki? Son soruyu sorarken bile içime bir keyif gelmesi aslında sorularıma cevap veriyor.ve kutsal süreç başlıyor bundan sonra...

Hemen internetten turlara bakılır,fiyatlara göz gezdirilir.fiyatlara bakıldıktan sonra ekonomik yollar aranır hatta "otostopla gitsem nasıl olur lan?" sorusu bile sorulur.ödenmeyecek fiyat olmadığını fark edersiniz sonunda, hayattan zevk almak için para söz konusu bile olmamalıdır sizin için.belki fransız bir kadınla tanışıp manitada olursunuz olaya baksana bi! Peki ya sonra?

Sağ ayakla girdiniz parise,turlara katıldınız ve tarihin güzellikleri içerisinde kayıplara karıştı ruhunuz diyelim.o hayalinizde ki gibi balkonda elinizde 2014 les arènes şarabınızla karanlık geceye gözlerinizi diktiniz.ruhunuzun uyuşukluğu güldürmeye başlar sizi "yaşıyorum şu hayatı amk" dersiniz,instaya bir foto atar geceye noktayı koyarsınız.sonra memlekete döner ve bu anıları "2 sene önce fransadaydım,yaşamıyoruz biz birader" diyerek anlatırsınız muhabbet ettiklerinize.peki ya sonra? Büyüsü kaçan bu gitme isteği bitti mi sanıyorsunuz? Bir şarabın 40 yıl hatırı olacak mı sizde gerçekten? Tek başınıza yaşadığınız bu hikayeyi gece kafanızı yatağa koyduğunuzda tekrarlayacaksınız ve oradayken yapmadığınız şeylere söveceksiniz belki.sonra rutin hayatınıza geri döndüğünüz ve her şeyin aynı devam ettiğini fark edeceksiniz.bu şehirin sizi böyle yaptığını ve burada öleceğinizin bilincinde olacaksınız.kaçmaya götünüz yemeyecek bu şehirden "düzen nasıl kuracağım?" korkusuyla boyun eğeceksiniz kaderinize...

Kurduğunuz hayallerde kaybolmuşken Mutfaktaki ketılın "çıt" sesiyle ayılıp, "500 euroya değmezmiş" diyip hiç gitmeyeceksiniz.

ferit karakaya

deer
hafiften ibne olduğunu düşündüğüm yayıncıdır.ibnelikten bahsetmişken herhangi bir sexual anlam içermemekte sadece alttan alttan drama yapma konusunda uzman olmasını kast etmişimdir.her sene kendine yeni dostlar edinen,eskileriyle arasını bozan/karşılıklı dövüş yapan kişidir.yayınları güzel orası ayrı konu.

şakağa namlu

deer
dayandığında insana iki soru sordurtur.
1-neden?
2-fenerbahçe kümeye düşer mi bu sene?
iki soruda anlamsızdır aslında bu anı yaşarken.çünkü beyniniz size yolun sonunun geldiğini söylüyordur.dağ gibi adamları tavşana çeviren bu anı yaşamamanızı isterim,hak etmiş veya etmemişte olsanız.namlunun soğukluğunu hissedersiniz bir süre çünkü herkes son konuşmasını yapmak ister.namlunun karşısında ki ilk kişisinizdir yada tek kişi.çünkü öncesinde birisi olsa namlu ucunun sıcaklığından şakağınıza dayanmazdı.ne bileyim yani abi ya yüksek ihtimalle öleceksin zaten karşıdaki de insaflı birisiyse belki son bir isteğini gerçekleştirir.bana sorsalar ben buraya başlık girmek isterdim hayatımın son anı olarak.çünkü nede...

playstation

deer
Kendisiyle yarışan diğer konsol firmalarını (bkz:xbox) her sene tokatlayan oyun konsoludur.Son zamanlarda oyunların diğer platformlardan önce kendilerinde çıkması çoğu pc oyuncusunu kendisine çekmiştir(bükemediğin eli öpücen).ps5'te bizi neler bekliyor acaba? Hayal edemiyorum.

tanrı olsaydım

deer
Bana inanmayanların gece evlerine girer onlar eve dönene kadar tekli berjerlerinde bacak bacak üstüne atmış beklerdim.eve geldiklerinde "gel otur şöyle iki dakika konuşalım" diyerek sakinleştirip oturduklarında "anlatsana biraz neden cehennem?" diye sorardım.

sözlük yazarlarının itirafları

deer
Yalnız kaldığım zamanlarda hayal dünyamda beliren bir kadın var.bu kadın hiç var olmadı, var olmayacakta.aynı şeyleri seviyoruz, aynı şeylere gülüyoruz, aynı şekilde düşünüyoruz ve hoşumada gitmiyor değil.bir boşluk gibi benim için suratı falan yok sadece duygusal seviyoruz birbirimizi,dış görünüşünü bilmiyorum.şu zamana kadar olan ilişkilerim hep o boşluğa oturacak suratı bulmak içindi aslında.bazen hayal kurarken "perfect date"ler hayal ediyorum onunla.mutlu oluyorum çünkü sevdiğim şeyleri yapıyoruz beraber ama aslında o kişide benim.iki tahminim var bu konuda :
1-geçen sene zor ve yalnız bir seneydi benim için ve zarar gören duygusal yönlerimi onaracak birisini hayal ediyorum.
2-çift kişilikliyim bunlardan birisi kadın ve bu iki kişiliğim birbirine aşık.

ırkçılığın yanlış olmaması

deer
esmer vatandaşların sabah akşam "çok çektik biz" modunda olmaları aslında kendilerini dünyaya sevdirme yöntemidir.böyle adamlar age of empires oynarken karşıma gelirdi hep.gelişemez,eli ayağı tutmaz sadece başka ırklara parazit olarak yaşarlar.kendilerine yapılan ırkçılığı yere göğe anlatan bu adamların yanına gittiğinizde size "beyaz" diye hitap etmesi ayrı bir ironidir zaten.adama sorarlar ilk çağların başından bile tek kalan uygarlıklar kendini geliştirebilmişken(mısır) millet top,tüfek icat ettiğinde sizin elinizde neden ok vardı diye?vay efendim aslan varmış,vay efendim afrika'nın bakir tehlikeli toprakları.millet 2 atom bombası yiyor,koskoca kıta veba geçiriyor ama yinede sizin gibi yatmıyor ulan davarlar! utanacağınızı bilsem ırk olarak suratınıza tükürürüm ama siz ondanda anlamazsınız...anca rapçi yetiştirin.

edit:sinirim hala geçmedi bu ibnelere.ulan neymiş efendim polis bizi öldürüyo,polis bizi dövüyo.vergi ver ondan sonra konuş sen önce bre deyyus.yaptığın her hareket illegal,yaşamın boyunca göt kadar olan mahallende yaşayıp devlete ve dünyaya bir katkın olmadan yaşıyorsun.eğer senin ırkından birisi bir şeyleri okuyup yüksek yerlere geldiğinde ona salak gözüyle bakıyorsun.karşında esmer bir polis gördüğünde ona "ihanet ettin" diyorsun.amerika kıtası'na köle olarak gelmişsin ama ot içmekten senin dedelerine bunları yapan ülkenin içinden geçmiyorsun.neymiş efendim "black lives matter"mış sinirden elim ayağım titriyor vallahi.

çanakkale'de yanan halk otobüsü

deer
07.12.2018 tarihinde yani bugün sabah 7 sularında gerçekleşen olaydır.çansa öğrenci yurdunun önündeki durakta gerçekleşen olayda yaralanan bile olmaması büyük şanstır.
10'da uyanmış,kahvaltı almak için karşıda ki börekçiye giden ben önünde yanmış bir otobüs görünce akşamdan kalma uykulu haliyle "noluyoh amk" yorumunu yaptım.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/canakkalede-halk-otobusu-alev-alev-yandi-yolcular-son-anda-kurtuldu-41043763

olayla ilgili fotoğraf ve bilgiler buradadır.sebebi hala anlaşılmamış olan olayda umarım ihmaller çıkmaz.

olayla ilgili video :

seks öncesi söylenen yalanlar

deer
yapılmak istenen olayda pozitif veya negatif olacak şekilde ayrılacak yalanların toplandığı başlıktır.

pozitif yönde: "ilkim sensin"
negatif yönde: "kipik diplerim ağrıyor"

iki çeşit yalanın farklı yönleri vardır.pozitif olan seksi başlatıcı içerikler üretirken negatif yön geçiştirmek için kullanılır.

kuranın değiştirilmiş olma ihtimalini reddetmek

deer
karşı cevap olarak hafızlar sayesinde ezber yöntemiyle kitap olana kadar korunduğu söyleniyor.ne kadar doğru ne kadar yanlış kimse bilemez.araya birisi iki kelime yanlış girse tüm olayı bozuluyor kitabın.üstelik kitap olma sürecinin hızlanmasında ki sebepte hafızların savaş esnasında ölmeleri.azalan hafız sayısı hata payını yükseltmiştir olabilir.

insanın babasını hayatında bir kere omuzuna alması

deer
çocukluğunuzda bacaklarınızı omuzundan sarkıttığınız koca adamın olmamasıdır artık.elleriniz çenesinde,düşmeyesiniz diye sıkı sıkıya ayak bileklerinizden tutuyor.kendime korkusuz derim bunun sebebi hayatıma değer vermiyor oluşumdur.fakat babamı bir gün kaybedeceğim gerçeği her aklıma geldiğinde gözümü yaşartır.bedeni zayıf ruhu güçlü olan ben bu acıya nasıl dayanacağına senelerdir çözüm bulamamakta.o omuzunda dünyayı karşına aldığınız koca adam gitmiş,yerine sizin omuzunuzda bir tabut gelmiştir.hayat geminizin biraz aksi ama bir o kadarda yufka yürekli olan kaptanı gitmiş yerine bir bok bildiğini sanan miço siz geçmişsinizdir.insan babasını kaybedince büyürmüş derler hep,haklılar.allah yaşayana sabır versin,yaşatacaklarına da...

hoşlanılan kişiyle aynı sınıfta olmak

deer
Gelişen olaylar sonucunda başlığı uplama ihtiyacı buldum.kişinin senelerdir süren ilişkisi kalbimde uçan kuşlar olan hayallerime balyoz gibi inmiştir.olsun be demekten öteye gidememekte önümüzde ki maçlara göğsümüzü gere gere ilerlemekteyiz.yine gol yok sözlük, yine karışık fenerbahçe atakları...
#dertdeerinkamcisidir

tatsız olaylar

deer
t:hoşlanılmayan ve yaşandığında insana hüzün,pişmanlık,utanma,rahatsızlık gibi farklı duygular yaşatabilen olaylar bütünü.

son zamanlarda çok kullandığım,hoşuma gitmeyen olayları toplu olarak nitelendirme şeklim.kısacası tatsız...

şaka maka entry girememek

deer
son 1-2 gündür sanki tüm yazma yeteneğim kayboldu.yeni konulardan bahsedemiyorum bildiğin eski yaşadığım olayları ısıtıp ısıtıp koyuyorum sözlüğe.sözlükçe terapiye gitmek için bir sebep olarak görüyorum bu durumu.

satranç

deer
hayatıma bir komutan edasıyla taktiksel hamleler yaparak devam ettirdiğim için aşığı olduğum oyundur.satranç sadece bir oyun değil bir savaş meydanıdır.oyunun sadece mat etmekten ibaret olmadığını anladığınızda aslında seviyorsunuz bu oyunu.bazen öyle zekice bir hareket yaparsınız ki maçtan çekilip "benim şovum buydu,galibiyet senin olsun" demek gelir içinizden.satranç oynayan insanın toplum arasında ki farkı zaten gözle görülebilir bir farktır kanımca.kelimelerini,hareketlerini seçerek yapar ve ona göre davranır bu kişiler(toplum arasında ki saygıları cabasıdır).kapışmak isteyen delikanlıları tahtanın diğer ucuna beklerim...

oda arkadaşı

deer
insanın hayatını güzelleştiren ya da mahveden kişi,kişilerdir.iki kişilik bir odada kalıyor olmam aslında işimi biraz daha zorlaştırıyor sonuçta kafamızın uyuşma ihtimali %50 gibi bir oran.ama ilk geldiğimden beri her konuda yanımda olması ve aynı anadan çıkmış gibi olan benzer yönleri beni mutlu ediyor.şuan duşta "seni gidi fındık kıran" diye şarkı söylüyor oluşu bile kendine hayran bırakmasına yetecek seviyededir.
(bkz:horlayan oda arkadaşı) böyle birisi olsa uykusunda döverdim muhtemelen.

filmlerden kesitler

deer
ted ve john ted'in baba olması için sperm bankasına gider.sperm bankasında john'un üstüne kullanılamaz,kalitesiz örneklere ayrılan dolap düşer ve her tarafı spermle kaplanır.o sırada içeriye hemşire girer...

John: Oh, i'm so sorry! i'm so sorry!

Ted: We are so sorry!

Female Nurse: Well i guess it's alright - those are the rejected sickle cell samples.

Ted: Did you hear that, Johnny? You're covered in rejected black guy sperm. You look like a Kardashian.

kardashian kısmı her seferinde güldürüyor hehehehe

film: ted 2

age of empires

deer
tanımını yaparsak strateji oyunlarının babalarından sayılan oyun serisidir,age of mythology adında ikinci bir serisi daha vardır.amacınız rakiplerinizden önce gelişip ordunuzla onları yenmektir(farklı oyun modlarında galibiyet şekilleri değişebilir).bende ki yerine gelirsek işte orada başlıyor bu oyunun ne kadar efsane olduğu.8 kişi internet kafeye gider 4vs4 gibi takımlara ayrılmaz herkes tek başlar diplomasi ve grup oluşumları oyunun ilerleyişine bırakılır.mesela birisi bölgenizden geçip başka birisine saldırmak istiyor fakat bu geçişte sizle savaşmak istemiyor bunun için diplomasi devreye girer ve ateşkes yapılır bu iki kişi arasında.bu olayın aynısını kendim yaşamıştım,rakipler arası geçişin sadece deniz yoluyla yapıldığı bir ada haritasında yan adamda ki hasan'la birlik olmuş etrafımızdaki su yollarını beraber kolluyorduk.olay şöyle başlıyor kendi adamın kör noktasından üstüme gelen orduyla donup kalıyorum,bu kişi ise ozan isimli arkadaşım.ozan benim diğer tarafımda ve çaktırmadan ordusunu adama taşımış.ve o muhteşem an gerçekleşiyor ozan sandalyesini yanıma çekip sihirli sözcükleri söylüyor "ya benimle iş birliği yaparsın,ya da şehirde taş üstünde taş kalmaz" şehirde ki analarıma,bacılarıma biricik işçilerime bakıyorum ve ozanın ordusunu kendi gemilerime bindiriyorum. hasan'a "kanka senin adaya inşa yapacağım işçiler var gemide"diyip hasanın donanmasının yanından geçiyoruz ve adaya varıyoruz.o sıra hasanın savaşta olması ve şehrin askersiz olması ozana büyük kolaylık sağlıyor.bana kalan ise kurtardığım bacılarım ve sinirli bir hasan...
(serin hikaye diyenler fav)

kurtarılmayı beklemek

deer
çözemediği konularda yardıma muhtaç kalmaktır.çorba yapacak birisi bile yoktur evinde mesela.salonda uyuya kalınmış,yeni açılmış göz bebekleri masada yarım kalan rakı bardağını süzüyordur.yavaş yavaş doğrulduğun koltukta 1 dakika boyunca duvara kitlenerek saygı duruşu yapılır,gücünü topladığında bir çırpıda kalkılır.dolaba bakıldığında süzülen yarım yoğurt ve kankisi 2 zeytin gülümsüyordur suratına."sikiyim" dedikten sonra tekrar salona dönülüp sigara paketinde kalan son 2 daldan birisi dudağa yerleştirilir.ağızda sigarayla ilaçlar kurcalanır,bulunamayan ağrı kesiciye sövülür.ölü gibi kalktığın koltuğa geri dönüp düşünmeye başlarsın sonra,yavaşça yalnızlık damardan girmeye başlar kanına.düşündükçe yiyor zaten insan kendini,rakıyla bir alakası yok.kendisi farkında değildir belki ama işte bu adam kurtarılmayı bekliyordur.

benim bu arada .d

mutluluk sebebi olan şeyler

deer
kulağımda tarkan-ölürüm sana çalıyor ve counter strike 1.6 oynuyorum anlık olarak.gözlerimi kapattığımda okuldan gelip mahalledeki çocuklarla akşama kadar dışarıda oyun oynadığım ortaokul zamanlarına dönüyorum.bunun bir tık üstü ben bu olayları yaşarken kızımın kapalı gözlerimi açıp şaşırmış bir şekilde bana bakarken "babacım sarılalım" demesi olurdu herhalde.

"yaktın beni hain,tiryakin oldum yarim.çaldın beni benden düştüm ağına zalim"

müzeyyen senar

deer
cumhuriyetin divası,anam,anamız,anaların anası.kadın kelimesi dile gelse müzeyyen senar der öyle kadındır yani.2015'te 97 yaşında hayata gözlerini yummuştur büyük efsane.arkasında bıraktığı eserleri silinmeyecek her dertte onun adı,her meyhanede onun şarkıları söylenecektir yine.atatürk'ün kadeh kaldırdığı,gençlik yaşında paşanın özel olarak çağırdığı bir sanatçıdır kendisi eline su dökecek birisi ne gelmiştir ne gelecektir bu dünyaya.huzur içinde yatsın güzel kadın.
0 /