confessions

deer

Yazar - 2. Nesil  · 30 Ekim 2018 Salı

  1. toplam giri 166
  2. takipçi 6
  3. puan 647

tanrı olsaydım

ordoabchao
bir varsayımdır.
Şu an bir yaşama sahip olan her canlıyı istedikleri her şeyi yapabilecekleri ayrı ayrı evrenlere postalardım. O evrenlere de istediklerini ve isteyeceklerini çok önceden koyardım. Hani keşke şöyle yapsam dedikleri şeyler varya onlar da keşkelerde kalmayacak. Mesela a kişisinin öldürmek istediği b kişisi de o evrende olacak ama kopyası. Gerçek B kişisi kendi evreninde c kişisinin kopyasıyla batak atarken a kişisinin evreninde kendi kopyasının bir cinayete kurban gittiğinden habersiz olacak.
Sınırsız sayıda klon olabilir. Herkesin zararsız çıkabileceği bir düzen bence bu şekilde olur. Eksikler olabilir ama fazla uzattım.

nefret edilesi çizgi film karakterleri

tuli
Beyblade'de ki bilgiç. Ne boktan bi çardı ağlayıp gameboy oynamaktan başka bişey bilmezdi kaplumbağa terbiyecisi kılıklı.

Pokemon'daki ash. Çarmendır'ı o kadar dışladı ki çocukken, çarmendır stress yüzünden sivilcelenip erken ergenliğe girdi ve çarizard olduğunda "yakışıklı ama piç" diye adlandırdığımız berkcanlara dönüştü. Okul çıkışı muşlu magmar'ı dövdüğü sahneyi unutamıyorum.

Çılgın korsan jack'deki "tayfadan önemli bir kişi". Adı bile yoktu öyle boktan adamdı ama önemli gibiydi. Tahminimce harita veya endüstri mühendisiydi.

5 aralık dünya kadın hakları günü

hallumzade
5 Aralık 1934'te Atatürk, bir kez daha tüm dünyaya örnek olacak bir karara öncülük ederek Kadınların siyasi hayatta seçme ve seçilme hakkı için harekete geçti Ve Seçim Kanunu'nda yapılan değişiklik ile bundan tam 84 yıl önce kadınlar, en demokratik haklarına kavuştular. İsviçre, İtalya ve Fransa gibi ülkelerden yıllar önce siyasi haklarını kazanan Türk kadınının, "Dünya Kadın Hakları Günü ve Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkı" tanınmasının 84'üncü yılı kutlu olsun.

çomü itiraf

rainmaker
bir instagram sayfası/hesabı.

kendiyle ilgili tereddütleri olan, iki cümleyi bir araya getirmekten kaçınan, çünkü getirse bir sike am olamayacağını bilen (en azından bu kadarını becerebilen) insanların itiraflarıyla dolu ortalık orada.

örnek şu;
bugün (3 aralık 2018) seni ç3'te gördüm. alevli taşaklı bakıyordun, üstündeki kıyafetlerden sütyeninin rengini tam göremedim ama kazak şahaneydi, rengi bi kere çok hoşuma gitti, (tam burada bir kez olsun, nerden aldın acaba, ben de aynısından edinmeliyim, gibi bir itiraf ben görmedim abi.) dar pantolonun vücudundaki tüm kavisleri gösteriyordu ve o çizmelerin, ayak fetişim olduğundan mütevellit (bu kelimeyi cümle içerisinde nereye konuşlandıracağımı kestiremedim, umarım tutmuştur, bu beni çok havalı yapacak, kesin düşecek, mantığı mode on.) onları görmeme engel olmuştu ancak ben seni çok sevdim. uzun uzadıya bakıştık da üstelik, (bakıştın, kesin sana aşık sanki, böyle oluyor bu meseleler çünkü(!) hayır, sahiden bakıştın, git konuş, demi. ne bakıyon len filan de mesela. ama yok.) isminin bilmem ne olduğunu bildiğim, (bak şimdi :) şu şu fakültede okuyan sarışın kız, beğen de buluyum (bulmak) seni...

ya, kızın inciğini cinciğini bulmuşsun, adını sanını öğrenmişsin, git siktir konuş artık. yeter ya. şuraya şu ödleklerin itiraflarını artık koymayın ne olur... ne olur artık bunu yapmayın. nasıl bir sapıklıktır bu. bir tanesi, arkadan fotoğrafını çekmişti kızın, "admin, kız bu, bana ulaşsın," demişti. hiç upuzun anlatmaya gerek duymamış, adam direkt arkadan fotoğraf almıştı ya. bu tacizdi düpedüz. sonra şikayetler art arda gelince sayfa silmişti.

ama bu sayfa sayesinde, güzel şeyler de olmuyor değil; mesela kitap satanlar oluyor, bugün 5 parça kitap aldım, 5 liradan. oldukça mantıklı bir ticaretti sdfkjdsa öte yandan, ev arkadaşı arayanlar filan da çıkabiliyor, kimse evsiz kalmıyor; aptal saptal yurtların da bu vesileyle sonu geliyor.

bir bakıma, teşekkürler çomü itiraf, diyebiliriz.

edit: nasıl unuttuğumu hala anlayabilmiş değilim:
rumuz: beyaz boğazlı, kazaklı çocuk.
sdlfjsdflskfjsfa
şaka şaka.
o kimse, herkese yavşıyor ya da herkes beyaz boğazlı kazak giyiyor.
allah tüm beyaz boğazlı kazaklıların belasını verebilir bence.
bir mahsuru yok.

babanın söylediği unutulmayan sözler

soslupirana
Eski sevgilisinin ismini taşıyormuşum. Çok aşık olmuşmuş, ondan bir parça saklamak istemiş. Yıllar sonra tesadüfen babamın eski aşkıyla karşılaşırken öğreniyor annem bunu. Babamın durumu açıklarken gözleri dolmuştu. Hâlâ uhutamamıştı belli ki. Annemin kırık kalbine mi yanayım, babamın çaresizliğine mi? Ben kimin tarafını tutacaktım? Söyleyebildiği tek şey olmuştu bana çıkıp giderken
"özür dilerim."

yazarların korktuğu anlar

victoria
otorite karşısında ne yapacağımı bilemediğim anlar. çok korkuyordum, özgürlüğüm elimden alınacak diye, çok korkmuştum kuşlarım bir daha kanat çırpamayacak diye. ama bunu kimse anlamıyordu. ancak birileri kafasına silah dayadığında ölüm korkusu ile eş değer saydıkları anda... bilselerdi, anlayabilselerdi elleri bağlı bir insanın yaşayamadığını, nefes alamadığını eminim o zaman gerçek kaygının ne olması gerektiğini kavrayabilirlerdi.

ağlayan kadın

kafam bir milyon
silahını çekmiş kadındır.

"bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. kadınlar her şeye
ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... en az erkekler kadar
yani! ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. eğer bir kadın yürekten
ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. ama o yüreğin
değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker
batırır iğnelerini yüreğe! işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur
boğazına kadının. yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını
çok acıtır. gözleri buğulanır kadının sonra. ağlamayacağım, der
içinden. ama engel olamaz işte. çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve
iğneler saplamaktadır.. bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. ince
ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur
seli... ve kadın ağlar; hem de çok! sanmayın ki gidene ağlar kadın!
gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. o
yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir
kadın; o yüzden ağlar. ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır.
her damla, daha çok kadın yapar kadınları. her damla bir derstir
çünkü. bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki,
değmez onun için derler. bilmediklerindendir böyle demeleri. çünkü
yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. içlerindeki zehirdir onları
öldüren! ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler
yaralarındaki! çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür
yaraları. dönüşmemesi lazımdır oysa. o yüzden de bolca ağlarlar. zaman
geçer sonra. kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. umarım
öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. sapan ruhların doğru
yolu bulması da yeni acılar demektir. bunu bilir kadınlar, o yüzden
eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı... çok ağlayan kadınlar,
bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. her damla olgunlaştırır
kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği
onların gözünde küçülür. küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman
kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. güçlü,
yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan... insanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu
kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. çünkü
inançlarını yitirdi o kadınlar.zamanında yüreklerine o kadar çok iğne
saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! artık kendilerinden başka bir
doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. çünkü
biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir
zaman! hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. e o zaman niye
sarılsınlar ki! niye sarılalım ki! etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın
varsa bilin ki olgunlaşıyordur. bilin ki, gerçekleri kabul etmeye
başlamıştır. bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. bilin ki,
sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. o da kim, ne diye sormayın artık. çok
ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü.."

yılmaz erdoğan.

çomü sözlük

kafam bir milyon
Girenlerin gerçekten sözlük zannettiği, bombok moderatör ekibi barındıran sözde sözlük. Hepsinin ciğerini biliyorum. Bu kadar saçmasapan fikirler içeren yıkık bir site olamaz. En son Duvar'da afişleri falan yırtmışlar amk Kekoları. Ne yaparlarsa yapsınlar 18martsözlük'ün gerisinde kalacaktır. Neyse. Geç.

yazarlardan fıkralar

tuli
adamın biri kalbi çok hızlı atıyor diye doktora gidip muayene olmuş. doktora da bir problem göremeyince "atmaması lazım :(" demiş. hasta adam birden yerinden doğrulup çıkmış gitmiş muayenehaneden.

aradan bir hafta geçmiş adam tekrar gitmiş doktora, doktor adamı tekrar muayene etmiş ve hiç bir şeyi olmadığını görüp şaşırmış, adam da " doktor bey at maması lazım demiştiniz , at maması yedim kalbimdeki sorun bitti gitti" demiş.

doktor şaşırmış "bitmemesi lazım" demiş, adam sinirlenmiş,
"ulan at mamasını zor buldum bit memesini nerden bulayım aq !"

18 mart sözlük film zirvesi

soslupirana
21 kasım'ı da atlattıktan sonra çalışmalara başlayabiliriz artık. Öncelikle neyi nerede ne zaman izleyeceğimize karar vermemiz gerekiyor. Bunun için de ilgililerin dm kutuma ufacık bir dönüt yapmalarını rica ediyorum. Sonrasında hep birlikte organizasyonu netleştirecek ve burayı nurlandıracağız.
Hadi bakalım aşırı sosyal çocuklar göreyim sizi.

allah ile papaz olmak

soslupirana
Yaratıcıyı da dahil ederek yapmış olduğum her esprimsi girişiminden sonra aklıma takılan sorudur. Başlarda sorun olmuyor abarttıkça Abartıyorum hatta suyunu çıkarıyorum. nasıl olsa o tanrıdır, Büyük resmi görüyordur diye düşünüyorum. Ama gülme hissinin bitimine yakın bir endişe kaplıyor dört bir tarafımı. Ya bu sefer ciddiye alıp alındıysa bana diye düşünüyorum. İçimden Lütfen lütfen lütfen küsme bana diyorum. Sonra biraz bekliyorum tepkisini ölçmeye Çalışıyorum. Şimdiye kadar ergenliğime verip pek ses etmedi de içine atıp biriktirmesinden korkuyorum. Patlarsa fena olur valla. Allah muhafaza. Bak şimdiden söylüyorum ponçikim günün birinde arayı bozmaya karar verirsen önce konuşmayı dene baktın olmuyor sonra "neyi açıklayacaksın" kısmına geçersin.

20 kasım

anoktask
Dünya çocuk hakları günüdür. Çocuklarımızın haklarını korumak adına bu hakların neler olduğunu bilmek oldukça önem taşımaktadır. Lütfen çocuk Hakları Sözleşme maddelerine bir göz atın.

Üzerlerine bombaların yağdığı savaşların olmadığı, açlık ve susuzlukla karşılaşmadıkları, haklarının ihlal edilmediği, sevgiyle büyüdükleri, hep gülümsedikleri, hak ettikleri bir dünyada tüm aydınlıklar çocukların olsun.

kaliteli yalnızlık

kafam bir milyon
bir seçimdir.
bunu yaşayabilen insanlar var harbiden. yıkık değil. kimseyle geçinemiyor değil. asosyal hiç değil. sadece ne istediğini bilen, zamanını yalnızca istediği insanla harcayan net insan. kendini tanıyan, arzularına göre hayatını yönlendiren kişi.
hayranım böyle insanlara.

karınca yuvasına ekmek atmak

freudunyancisi
Canım Arkadaşlarım karıncalara yardım etmek amaçlı ve Onları çok yormamak adına ufak yaşımda kendime görev edindiğim eylemdir. Evden aldığım ekmekleri biraz ıslatarak Küçük Küçük parçalar halinde yuvadan içeri atardım. Bazen de yuvanın etrafına bırakırdım. Sonra da Onları izlemeye başlardım. Her buldukları ekmek kırıntısı için Bana minnet duyduklarını düşünür, beni koloniye kabul ettiklerine inanırdım.

hep götürülen yiyeceğin anne karıncalar tarafından dolaba koyulduğunu, sabah işe giden baba karıncalar ve okula giden Çocuk karıncalar için Kahvaltı olacağını hayal ederdim. O zamanlar hedefim karınca bilim insanı olmaktı tabii. Küçük kameralarla yuvaların içini de görebilecektim böylelikle. Şimdi kısmen büyüdüm, işler öyle yürümüyormuş. Rakabet, hırs, kibir, kıskançlık ve hatta şiddet diz boyu. Ne karıncalar anılarımda biriktirdiklerim gibi ne de ben eskisi kadar masum. Şimdi tıpkı çocukluğumdaki gibi yarınım ne olacak diye düşünmeden uyuyabilmeyi isterdim.

lord of the rings mi harry potter mı

tuli
"kitapları mı, filmleri mi ?" sorusunu yanında getiren güzel başlıktır.

kitapları ele alırsak sadece harry potter çok güzel kapışır ama lotr ağır tokatlar. tolkien'in harika bir fantastik kurgu yazarı olması buradaki en büyük faktör, orta dünya elbette çok özgün bir ürün değil fakat çok fazla detaylı olması ve ana hikayenin dışında da etkileyici öyküler bulundurması j k rowling ablamızı bile etkilemiştir bence.

filmleri ele alırsak bu sefer de lotr zorlar ama harry potter kardeşimiz günün sonunda kapışmayı kazanır. görsel efektlerde, renk paletinde, senaryoda, çekimlerde lotr'dan daha üstün olduğuna kimse itiraz etmesin. çok sevdiğiniz aragorn "arwen's fate" sekansında ölü olduğu halde gülümseyip elini kıpırdatmasa belki lotr alır derdim ama o kadar bariz bir hatanın olduğu filme ben şampiyonluğu veremem"
bi de ne biçim bi proje planlamadır o yaa mevzuya ortadan girip 10 sene sonra başlangıcını hobit serisinde anlatmak falan... "ciddi misiniz yaa siz ?" diye sorgulatan bir olaydı.

geeklerini şöyle bi süzersek lotr'un geek tayfası potter geek tayfasını çok net ezer. ağır ezer. potter geeklerinin cosplay için en fazla harcayacağı para 2000 dolar civarıyken aynı paraya lotr'evreninde merry veya pippin bile olamazsınız. sadece elf kılıcına harcayacağınız para bile 1500 dolar civarı olabilir ki bir gandalf bir nazgul cosplayinden bahsetmiyorum bile. büyük ihtimalle dedenizin bağ evini satmanız gerekebilir.

(4 dönüm ayçiçek tarlası içinde müstakil dahil 340.000 TL ( 2001 model fellbeast'le takas olur)

legolas gimli aragorn kapışması

tuli
Bu bir cevap entrysidir. Fakat silinmemesi adına bilgi de vereceğim.

Eyy domatesli pirana and dear deer...

Boramir önce nefsine hakim olmayı öğrensin, legolas arwenle ağdaya gittiğinde bile aragorndan daha erkektir bunu böyle bilin.

Bilgi şeysi: gimli savaşmayı babası gibi köklü dövüşçülerden öğrenmiştir, dövüş öğrenmek cücelerin geleneğidir.

enflasyonla topyekün mücadele

tuli
Tüketici enflasyonunu geçici olarak düşürürken üreticinin uzun vadede amına koyacak olan ekonomik müdahaledir.

Tüketici enflasyonunun düşmesi mevcut ekonomi yöneticisine yakın zamanda bir seçim daha kazandıracaktır fakat bu da zombi istilasında tek mermisi olan bir silahı taşımak gibidir. Sizi canlı canlı yenmekten kurtarır ama yapmış olduğunuz son seçim kendi kafanıza sıkmaktır.

bir kadının en öpülesi yeri

tuli
İki adet sapığa yakın entryden sonra "boynu" dersem çok masum kalırım, o yüzden koltukaltı diyorum.

Tabi ki şaka her türlü boynudur. Boyundan öpmek aynı anda bir kadını hem kalpten sevdiğinizi hem de arzuladığınızı anlatır. Ayrıca şahdamarının tenine en yakın olduğu yerdir. Öpücik önce kana karışır sonra kalbe gider. Tabi bu öpücükten sonra hiçbir şey olmamış gibi davranamazsınız. Sevişmek zorundasınız.

10 kasım

anoktask
Geldi işte yine... Sıkıntısı birkaç gün öncesinden çöküyor insanın içine. 80 yıl olmuş yiğidim aslanım öleli. 80 senedir yetim ülkem. Canım Atatürk, yıllar önce ışığa uzanan o yolu açmasaydın ne olurdu halimiz bilmem. Belki bir başkası açardı, belki yıllar sonra elbet o bataklıktan çıkardık. Biz Türk'üz, asla yenilmeyiz; yenilsek de küllerimizden yeniden doğarız, bilirsin. Ancak bu aziz kurtuluşun çok mükemmel bir detayı var: Sen. Neydi çıkarın? Öyle ya, sorguluyor işte insan. Biz gençler saf güvenin olduğu çıkarsız bir dünyaya açmadık gözümüzü. Bu dünyada herkes kendi derdindeydi biz doğduğumuzda, büyüyoruz ve çıkarlar, kalpazanlıklar, iğrençlikler de büyüyor. Hiç değişmeyen, kirlenmeyen, bozulmaya yüz dahi tutmadan ve sönmeden kalan tek şey senin ışığın. Nasıl yaptın bunca şeyi? Tüm dünyaya kafa tutmuşsun be adam! Herkes vazgeçerken seni yolundan koymayan, bu kadar güven veren neydi sana? Nasıl da yiğitçe savaşmışsın cephede düşmanla, masada cehaletle. Kimseden korkmamışsın. Nasıl olur! Halkın içine girip herkesin derdini kendi ağzından dinlermişsin. Sanat galerilerine, spor müsabakalarına gidermişsin. Ah bir de o mükemmel müzik zevkin... Öyle şık giyinirmişsin ki asaletin siyah beyaz fotoğraflardan bile parlıyor. Yahu sen cumhurbaşkanısın herkesin içinde zeybek oynarmışsın! "Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir" demişsin bir de. O dönemde bile nasıl bu kadar kültürlü, öngörülü, ilerici olabildin? Bunları yazarken, ölümünden tam 80 yıl sonra bile seni anarken nasıl dolabiliyor hala gözlerim? Ha bir de tüm ümidinin bizde olduğunu söylemişsin. Merak etme. Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğimize and içtik. Öyle laf olsun diye değil, bilesin. Böylesine mükemmel bir lider bize güvenip bunları söylüyorsa vardır bir bildiği. Yolun yolumuzdur. Sonsuz sevgi ve saygı ile.

hayatınızın en garip günü

tuli
Yaz idi, 2012 idi.

Yazlıkta kuzenlerim ve arkadaşlarımdan oluşan 15 kişikil kızlı erkekli güzel bi ortamımız ve bir adet el kameramız vardı. Bir gün dedik ki "aga film çekelim anlı olur güleriz eğleniriz.

Senaryo gereği gözlüklü bir arkadaşın gözlükleri kırılıyor ve paranormal olaylarla yaşamış ardından da bu dünyadan göçüp gitmiş birisinin gözlüklerini ödünçlmak zorunda kalıyor. Gözlüğü taktığında ölüleri görebiliyor ve o günden sonra arkadaşı ruhlar rahatsız ediyor. Lanetten kurtulmak için ise gözlüğü ölen kişinin mezarına gömmesi gerekiyordu.

(bkz:best scenario oscar)

Neyse, 2 hafta süren çekimlerin ardından tüm kumla halkı bizi tanır olmuştu çünkü geceleri arkasokaklar boş araziler zeytinlikler ve sahilde siyah cübbeler giyen ve yüzleri beyaz boyalı olan (ölü rolü oynadıkları için) bir grup genç vardı.

Hikayenin garipleştiği gün ise son sahne için mezarlığa gidecektik "Gitmişken gece vakti derenin kenarında ateş yakarız biraları alırız, kuzen sen de gitarı al gel filmin bitişini kutlayalım" diye bir fikir ortaya attım ve hiç düşünülmeden kabul edildi.

Aynı gece kumla'da ki bir kaç çocuk parkında kediler öldürülüp poşetlere konulmuş ve kaydıraklara salıncaklar asılmıştı. Bizi gece vakti o tiplerle mezarlığa giderken görenler de "bu gençler satanist, ayin yapmaya gidyorlar geceleri." diye bir karanlıkçağ uydurması atmışlardı ortaya ve bizim hiç br şeyden haberimiz yoktu.

Sabaha karşı evlere döndük ve yattık uyuduk. Ertesi gün de akşama kadar dışarı çıkmadık çünkü yan siteyle halısaha maçımız var akşam. Güzel bir tesadüftür ki aramızdaki herkes galatasaray veya beşiktaşlıydı, halısahada birbirimizi karıştırmayalım diye siyah beşiktaş forması veya siyah galatasaray antrenman tişörtleri giymiştik. Sahil kenarında oturmuş toplanmayı bekliyorduk.

Bir kaç adet lümpen ve az gelişmiş çoğunlukçu o.çocuğu "aha ! Satanizdler buradalar kedileri bunlar kesdi" diyerek üzerimize koşmaya başladı. Biz n'olduğunu anlamadan ultimate bir dayak yedik. Benim tek hatırladığım sahne yerde yatarken biri ayağındaki terlikle yüzüme basıyordu ve en yakın arkadaşlarımdan birine uçan tekme atılmıştı. O an spartan rage kullanıp yerimden kalktım ve cinnet geçirdiğim için etrafımdakilere saldırdım.

Jandarma geldi.
Lümpenler ara sokaklarda kayboldu.
Bizi karakola götürdüler.
Biz herşeyi komutana anlattık.
Komutan da nasıl bi insansa bizi fenerbahçeliler dövdü sanmış ve adam koyu galatasaraylıymış :) 15 dakika içinde bizi döven 30 kişilik bozkır haydutlarını yakalatıp getirdi. Özürler dilendi çaylar içildi ortam yumuşadı ve olay bir kez daha onların ağzından dinlendi. Kedi kesme mevzusu açılınca komutan bi saniye dedi. Bir telefon çevirdi. Meğerse parkın yanındaki elektrik trafosunun kamera kayıtları gelmiş. Komutan gitti uzun süre gelmedi. Biz lümpen o.çocuklarıyla muhabbete başladık. Biz bişeyler soruyoruz kısa kısa cevaplar veriyorlar, saçlarını kaşıyorlar kendi aralarında bakışıyorlar falan bir gariplik var ortada belli.

Komutan geldi bir anda hışımla " geçin lan koğuşa anasını s*ktiklerim diye " korkudan titreye titreye 50 kişi koğuşa geçtik. Kapı üstümüze kilitlendi. Oturduk bekledik. 20 dakika sonra falan bir kaç kişinin adı okundu. Aldılar götürdüler. Tekrar kapı kilitlendi. Lümpenlerden ttitreyerek ağlayan bir kaç çocuk vardı. Bir 20 dakika sonra beni ve arkadaş grubumu işaret eden bir er geldi. " siz gelin abicim benle" dedi. Gittik.

4 tane lümpen o.çocuğu kedileri parka asarken kameradan tespit edilmiş :)

Komutan amcamız arkadaşım Özgür'e döndü.
-"bilmemne" marşını biliyor musun lan ?
+ yok ama "çocukluk aşkımsın galatasaray" ı biliyorum komtanm .d
-yavaş oku ritim tutucam.
+ tamam .d

Özgür ile birlikte bağıra bağıra çocukluk aşkımsın'ı söyledik. Biz söyledikçe komutan kürek sapıyla çocukların yüzlerine vurdu.

Bir ara bir tanesi dayak yemekten bitap düşüp yere oturdu. Komutan kalk ayağa dedi kalkmadı...

Komutan arkasını döndü biraz bekledi ve kürek sapını göğsüme doğrulttu ;

-bu armanın içindeki ne ?

+ türk bayrağı komutanım.

- istiklal marşı'nın 10 kıtasını ezbere biliyor musun sen ?

+ biliyom komutanım .d .d.d.d

-tamam. yavaş oku ...




toplu taşıma araçlarında öpüşen çiftler

soslupirana
Birbirlerini çok sevmediklerinin Farkındaymışmışlar da arada farkına varmadan farklı kişilere sekmesi an meselesiymiş de...

Tanım bana bir şey hatırlattı. İki sevgili metro vb. Toplu taşıma araçlarında yolculuk eder. Taraflardan biri heyecanlıdır biraz. Belki de uzun bir vakit olmuştur görüşmeyeli. E haliyle biraz da özlem vardır. Sonra çiftimizden biri duramaz ve ufaktan yakınlaşmaya çalışır sevdiğine. Belki hafiften ses çıkararak öper de. O esnada izlendiğinin farkında değildir. Zira kendilerini kocaman açılmış gözleriyle izleyen bir veya birkaç insan vardır. Onlar kendilerince hasret giderirken birileri de onları adeta bir porno sahnesi izler gibi dikizliyordur. Bu birileri farkedildiklerini anladıkları anda "ar namus da kalmamış" "töbe töbe eviniz yok mu sizin kardeşim. Yoksa anahtarı vereyim görün işinizi.' Gibi beylik laflarıyla az önce geçirdiği orgazm anını yok sayarak başlar niyet okumaya... bu hikaye böyle uzaar gider.

Velhasılıkelam rahatsız oluyorsan kardeşim, izleme. tak kulaklığını kendini dinle, kendinle ilgilen. Karışmayın yahu millete.