confessions

potato

Yazar  · 25 Kasım 2018 Pazar

  1. toplam giri 67
  2. takipçi 3
  3. puan 275

ölüm

potato
Herkesin ölüm hakkında bildiği tek şey var o da ölümden korkmak. Bunu yaşarken anlamaz çoğu kez. Peki nedir ölüm? Ölümü irdeleyebilir veyahut anlayabilir miyiz? Ölümün sınırlarını anlayabilir miyiz? Bunlar sorgulanabilir mi? Dinler imdada yetişiyor. Çeşitli dogma bilgiler ortaya atarak tabii. Peki bu dogmatik bilgilerin gerçekliği nasıl anlaşılır? Ölerek anlayacağız belki de. O zaman irdeleme gücümüz nerede? Arzularımız nerede ? Bir erkek için bir kadını arzulama arzusu nerede veyahut tam tersi durum. Onlar bilinmezliğin sonsuz derinliklerine kaçıyor. Ölümün yaşanması koca bir bilemiyorumdan öte değil. Fakat ölüm bazen kurtuluş gibi algılanır. Bunu da inananlar için ruh durumu, inanmayanlar için enerji belirler. Mesela sevgilisinden ayrılan bir insan ölüme tutunacak bir duruma gelir. Hahaha yapmayın bunu. Gerçek denen bir şey yok. Mutlak denen Bir şey var. O da ölümün bilinmez yolculuğu. Bunu bilmemek ürkünç ama eğlenceli. Ne Tabula Rasa'yız Ne de İdealar dünyası. Ölümün kendisi Rus ruleti gibi... Belirsiz şanssızlıklar veyahut şanslılıklar trajedisi belki de...

neden sevgilim yok

potato
Sorgulanması oldukça mantıksız bir giri gibi geliyor. Herşeyden önce biz akışın ürünüyüz. Zorlamanın değil. Kendimizde akışkan bir sıvının vücut bulmuş haliyiz:) Tek sorunumuz ise neden diye sormak değil sevgilimizin olmadığını sorgulamak. Bu sorgulama beyinde şalterlerden birini uzun süre aynı yönde sabit tutarsa bu durumun sürekliliği devreye girer. Neden sevgilim yok artık beyinde sürekli devrede olan şalter gibi olur ve welcam takıntı. Hehehe. Sonra ise bu durum değişir. Takıntı obsesiflik kompulsiflik sınırını aşar ve nirvanaya ulaşır. Sonra ise irtifa kaybederek boşluğa çakılır. Fakat takıntı insan değildir. Ölmez. Onu öldüren şey fazladan bir "ma"dir. Takma. 🤣🤣😭😂 Sorgulanacak daha güzel şeyler var. Safsata salatası yaptığım için kendimi esefle ve nefretle kınıyorum.
Kabul edenler
Reddedenler
Öneri reddedilmiştir. 🤣😭🤣😭😂

özgürlük

potato
Sorgulanası bir konu daha. "Özgürlük"
Evet gelelim özgürlüğe, özgür müyüz? Sorusundan başlamak isterdim fakat bunu yapmak istemiyorum. Çünkü sığ kalıyor. Mesele özgür olup olmadığımız değil. Meselemiz şu. Özgürlüğe bakış. Özgürlüğü nasıl görüyoruz? Kişinin çevresine zarar vermeden yaptığı eylemler mi? Kendisiyle mücadelesi mi? İlk tabir klasik bir tabir belirli rejimlerin ortaya attığı bir tanımlama. Fakat kişinin kendiyle savaşı biter mi? Mesela bir insan kendini yendi mı direk şu eleştirel kelime ortaya atılır. Özsaygın yok. Kendini yenebilmek için kendinle alay etmen mi gerek? Bence öyle. Hayat nerede başlıyor biliyor musunuz? Kendi esaretimizi kabul ettiğimiz anda. Biz herşeyden önce kendimizin esiriyiz. Yalnızlık kavramı, bireyselleşme, ilişki kavramı vs. Hepsi kendi benliğimizin ve egomuzun sonsuz prangaları. Kendimizden kurtulma durumu ancak ölümün koynundayken mümkün o da zaten bilinmez birşey. Biz özgür değiliz veyahut özgürüz. Fakat kendi eksenimiz temelli özgürlük. Kendimizi reddetmek yaşamı reddetmektir. Yaşasın kendimizin kendisi.

george orwell

potato
Aspidistra kitabını okuyun ve Paranın Tanrı olup olmadığı sorunsalını tartışın.
Kitapta bir yer çok ilgimi çekmişti.
Reklamlar için şunu söylemiş Orwell:
"Aptalların cebindeki parayı çekmek için yalanlar yazmak"