confessions

potato

Yazar  · 25 Kasım 2018 Pazar

  1. toplam giri 67
  2. takipçi 3
  3. puan 275

bahman ghobadi

potato
Bahman Ghobadi, İranlı Kürt film yönetmeni. 1969 yılında İran'ın Bane kentinde doğan Bahman Ghobadi, öğrenimi sırasında bir radyoda çalıştı. Daha sonra Senendec'de genç bir amatör olarak film yönetmenleri grubuna katıldı ve onlarla kısa metrajlı filmler yapmaya başladı. Filmlerinden bazıları: Sarhoş Atlar Zamanı, Yarım ay, Kaplumbağalar da uçar.

ahmed arif

potato
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamlardan,
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...

bela tarr

potato
Bela Tarr Macar Yönetmen.. Varoluşçu, Kasvetli ve Hüzünlü sinema anlatısının yönetmeni. Aynı zamanda uzun planlar ve plan sekanslar canınızı sıkabilir. Ruh halinin değişkenliğine bağlı filmlerini izleyebileceğiniz bir yönetmen. Filmlerinden bazıları; Karhozat, Satantango, Karanlık Armoniler, Torino atı vs.

visnevodka

potato
Oğlum şu visneleri sarhoşa götür
Buba ders calisiyom
Kalk lan sanki apartman yöneticisi olacak pezevenk







gerçekten de vişneli votka bu. Ingiliz votkasi. Ruslara hakaret :)

feminist olmak istiyorum ne yapmalıyım

potato
Feminist olmak istiyorsan sansasyonel eylemler yapmalısin. Mesela soyunup memeni göstermelisin. Kadınlar özgürdür demelisin. Her konuşmaya çalışan erkeği kadın düşmanı olarak görmelisin. Kadına özgürlük deyip yeri geldiğinde ilişki de bildiğin geleneksel kafayla düşüneceksin. Feminizmi slogan haline getireceksin fakat dibini boşaltarak. Dibinde bir soruyla düşecek bir temel olacak. Bir insanın barinmaktan korktuğu 1.1 deprem olsa yıkılacak bir bina gibi tıpkı. Feminizmin ilkesizliği ile gelenekselin çoğu zaman lumpenligi yarışır vaziyette. Feminizm kadının hakkını savunur tezi başlı başına yanlış. Feminizm cinsiyet eşitliğini savunur. Feminizm erkek ve kadının emeğinin eşitliğini savunur. Feminizm ilkeli ve mantıklı bir temele oturmalı ki tek kişinin soracağı soru herkesi suskunluğa gommesin. Kadına şiddete hayır demekle feminist olmazsın kardeşim. Her yerde olduğu gibi burda da gelsin alkışlar gelsin feminist manifesto gelsin fenomen birey dalgası:) Yaşasın Şovenizm Pezevenkligi ve Dayanışması!

kimlik

potato
Etiket de denebilir. Baumanncıyım ben bu konuda. Kimlik kavramı birden fazla kavramla özdeşleştirilmesine rağmen kırılgan ve kavgacı duran bir kavramdır.

george orwell

potato
Aspidistra kitabını okuyun ve Paranın Tanrı olup olmadığı sorunsalını tartışın.
Kitapta bir yer çok ilgimi çekmişti.
Reklamlar için şunu söylemiş Orwell:
"Aptalların cebindeki parayı çekmek için yalanlar yazmak"

yazmak

potato
Bana hep senin kafana ulaşıp yazamayiz diyorlar ki haklılar bir nebze. Kendime hak veremedim bugüne dek ve artık veriyorum hakkımı. Aklım çoğu kez "alköl" kazanına, morfin kazanına veyahut esrar kazanına düşmüş gibi. Özgün olduğumu hissetmeme neden oluyor bu durum. Yazarken yardırıyorum.

kadınlar

potato
Şu garip ve bir o kadar da fantastik yaratıklar. Oldukça kaotiktirler. Yaşamı algılama biçimleri uzaya düşmüş uzaylılar gibidir. Ölümden korkarlar bazen. Bazen de yaşamaktan. Herhangi ters bir durumda yoğun bir biçimde eleştirel ve bombalamasyon modda olurlar. Hehehe kadın profili oluşturmam ne kadar da mantıksız. Gerçekten anlam veremedim şu kadınların çoğuna.

özgürlük

potato
Sorgulanası bir konu daha. "Özgürlük"
Evet gelelim özgürlüğe, özgür müyüz? Sorusundan başlamak isterdim fakat bunu yapmak istemiyorum. Çünkü sığ kalıyor. Mesele özgür olup olmadığımız değil. Meselemiz şu. Özgürlüğe bakış. Özgürlüğü nasıl görüyoruz? Kişinin çevresine zarar vermeden yaptığı eylemler mi? Kendisiyle mücadelesi mi? İlk tabir klasik bir tabir belirli rejimlerin ortaya attığı bir tanımlama. Fakat kişinin kendiyle savaşı biter mi? Mesela bir insan kendini yendi mı direk şu eleştirel kelime ortaya atılır. Özsaygın yok. Kendini yenebilmek için kendinle alay etmen mi gerek? Bence öyle. Hayat nerede başlıyor biliyor musunuz? Kendi esaretimizi kabul ettiğimiz anda. Biz herşeyden önce kendimizin esiriyiz. Yalnızlık kavramı, bireyselleşme, ilişki kavramı vs. Hepsi kendi benliğimizin ve egomuzun sonsuz prangaları. Kendimizden kurtulma durumu ancak ölümün koynundayken mümkün o da zaten bilinmez birşey. Biz özgür değiliz veyahut özgürüz. Fakat kendi eksenimiz temelli özgürlük. Kendimizi reddetmek yaşamı reddetmektir. Yaşasın kendimizin kendisi.

neden sevgilim yok

potato
Sorgulanması oldukça mantıksız bir giri gibi geliyor. Herşeyden önce biz akışın ürünüyüz. Zorlamanın değil. Kendimizde akışkan bir sıvının vücut bulmuş haliyiz:) Tek sorunumuz ise neden diye sormak değil sevgilimizin olmadığını sorgulamak. Bu sorgulama beyinde şalterlerden birini uzun süre aynı yönde sabit tutarsa bu durumun sürekliliği devreye girer. Neden sevgilim yok artık beyinde sürekli devrede olan şalter gibi olur ve welcam takıntı. Hehehe. Sonra ise bu durum değişir. Takıntı obsesiflik kompulsiflik sınırını aşar ve nirvanaya ulaşır. Sonra ise irtifa kaybederek boşluğa çakılır. Fakat takıntı insan değildir. Ölmez. Onu öldüren şey fazladan bir "ma"dir. Takma. 🤣🤣😭😂 Sorgulanacak daha güzel şeyler var. Safsata salatası yaptığım için kendimi esefle ve nefretle kınıyorum.
Kabul edenler
Reddedenler
Öneri reddedilmiştir. 🤣😭🤣😭😂

ölüm

potato
Herkesin ölüm hakkında bildiği tek şey var o da ölümden korkmak. Bunu yaşarken anlamaz çoğu kez. Peki nedir ölüm? Ölümü irdeleyebilir veyahut anlayabilir miyiz? Ölümün sınırlarını anlayabilir miyiz? Bunlar sorgulanabilir mi? Dinler imdada yetişiyor. Çeşitli dogma bilgiler ortaya atarak tabii. Peki bu dogmatik bilgilerin gerçekliği nasıl anlaşılır? Ölerek anlayacağız belki de. O zaman irdeleme gücümüz nerede? Arzularımız nerede ? Bir erkek için bir kadını arzulama arzusu nerede veyahut tam tersi durum. Onlar bilinmezliğin sonsuz derinliklerine kaçıyor. Ölümün yaşanması koca bir bilemiyorumdan öte değil. Fakat ölüm bazen kurtuluş gibi algılanır. Bunu da inananlar için ruh durumu, inanmayanlar için enerji belirler. Mesela sevgilisinden ayrılan bir insan ölüme tutunacak bir duruma gelir. Hahaha yapmayın bunu. Gerçek denen bir şey yok. Mutlak denen Bir şey var. O da ölümün bilinmez yolculuğu. Bunu bilmemek ürkünç ama eğlenceli. Ne Tabula Rasa'yız Ne de İdealar dünyası. Ölümün kendisi Rus ruleti gibi... Belirsiz şanssızlıklar veyahut şanslılıklar trajedisi belki de...
2 /