confessions

victoria

Yazar - 1. Nesil  · 28 Mayıs 2018 Pazartesi

  1. toplam giri 327
  2. takipçi 11
  3. puan 1652

dini sohbet

victoria
Dini sohbet nasıl rahatsız edici olabilir anlamış değilim...
Şöyle ki varlık felsefesinin temel sorularından "varlık nedir, tanrı var mıdır? " gibi sorulara cevap arayışının ürünüdür dini sohbetler. Bunu yapmayan yapamayan asıl yaşıyor mu bence bunu sorgulamalı. Neyse demem o ki herkesin tanrısı, tanrı anlayışı farklı olabilir. Bunu nasıl bir dini sohbet içerisinde paylaşmak konusu da sadece onu ilgilendirir. Özgürdür. Bu tarz şeyler manevi şeyler olduğu için kimisine meditasyon kimisine safsata olarak gelebilir, bu da demek oluyor ki bir salın insanı, bir bırakın da ruhani tarafıyla konuşsun. Her ne olursa olsun onun düşünüşüne ve bilişsel süreçlerine engel koyuyor olmak tamamen faşist ideolojinin ürünüdür kanımca. Ve hepimiz faşist saygısız insanlarız. oldu mu!

jean-jacques rousseau

victoria
filozof işteğğ

eğer eğitim fakültesinde öğrenim görüyorsan çokça maruz kalacağın kişilik. yaşamı ve dedikleri uyuşmaz. oturduğu yerden konuşma tabiri oldukça makul bir tabir olur onu tanımlarken. eğitim paradigmalarına katkısı yadsınamaz fakat onun eğitim anlayışı çelişiktir. millilikten bahseder aynı zamanda insanın ancak doğada özgür olduğunu söyler. millilik ve özgürlüğü yan yana getiremiyorum. kısaca ağitim anlayışı bana göre ütopiktir. şartlar ve yaşam gereği naturalist eğitimden bahsedilemez. yani en azından salt naturalizmden bahsedilemez. eğitim kurumlarına karşıdır ama çocuklarını kendisi yetimhaneye göndermiştir. işte bu noktada kendisi ile çelişir. kendisi uygulayamazken söylediğinin uygulanabileceğine bence o da inanmamıştır. neyse... aslında anlayışla ilgili bir derdim yok sadece rousseau'nun çelişmesi olay. uygulamış olsaydı ve bunları söylüyor olsaydı daha farklı olabilirdi. belki üzerine ekleme, çıkarma yapabilirdi yada başka filozoflar bir şeyler yapabilirdi. bilemedim amannn

zensiz olur

victoria
cidden olur. oldum olası şu yüzük takma olayını anlamadım. neymiş kalbe giden damar geçiyormuş pehhh! geçiyorsa geçiyor alla alla. bir kere şu oluyor biz birbirimize bağlıyız, kopmamız kolay değil anlamı. yani bilmiyorum bu kadar bağlı olmak biraz gerzekçe. amann ya kim nasıl mutluysa bana neeğğ

victorianın dine dönmesi

victoria
başlığı açılmaya değer görülmüş verdiğim bir karar.
aslında irdelenecek pek bir şey yok. bilimsel birtakım gerçeklikler, cevabı olmayan sorular olacak tabii ki. sizler bana bunları sorduğunuz zaman cevap veremeyeceğim belki. hissetmek ile alakalı. dünyaya geliş amacımın "yol olmaktan" öteye gidemediğinden bahsedebilirim mesela. tabii isterseniz. :)
öncelikle bu kararı vermeden önce çok düşündüm yaşantımı, hislerimi, isteklerimi... ruhumun uzunca bir zamandır arayışta olduğunun farkındaydım. makul olmayışımı ve ölçüsüzlüklerimi de bu bağlamda belki açıklayabilirim. denedim. denemedim değil. yaşantıma baktığımda hiçbir zaman salt inanmayan bir insan olmadım, inanan da olmadım. agnostik bir bakış açım vardı. ara ara yine gelir gider. sanırım bu bakış açımın altında yaşantıma, durumlara, insanlara olan şüpheci bakış açım yatıyor. hayatımın temeline işlemiş bu şüphecilik. herhalde helenistik dönemde yaşıyor olsaydım stoa okulunun temsilcilerinden olabilirdim. neyse bu işin geyiği. kendimce birkaç bir şey denedim. bir gün mini etek giyip dolaştım, diğer gün bara gidip vodka içtim sonraki gün de tesettürlü bir şekilde çanakkale sokaklarında gezdim. bunları yaparken hiçbir suçluluk ya da çevreme karşı herhangi bir çekincem olmadan yaptım. insanlar yaptıklarım karşısında "bu ne yaman çelişki" modundaydı. ama bilmiyorlardı ki bu victoria'nın yaşamına anlam arayışı olduğu. bilselerdi böyle tepkiler verirler miydi? belki evet belki hayır... insanız ya keskin çizgilerimiz ve katı önyargılarımız olacak. denedim ve hissettiğimi yaptım. temelinde "makul ve ölçülü olmak" fikri vardı. ben bunu tercih ettim. kimin ne düşündüğü umurumda mı? "hayır umurumda değil" diyemem. tabii ki de umurumda fakat kimseye göre yaşantımı şekillendirecek değilim.

yılbaşında planı olmayan insan

victoria
evet benim bu.
yılbaşına sevgilim olmadan gireceğim için üzgün müyüm? evet, n'aparsın değil mi...
neyse yeni yıla daha dindar bir insan olarak gireceğimden içsel bir huzur yaşıyorum. kimse bana neden böyle bir ani dönüşüm yaşadın diye de sorsun istemiyorum.
ha bir de şey... ha tamam ikinci dönem anafartalar kampüsümüze geçiş yapacağız ve merkezde fink atacağız. evet çok mutluyum. tamam ilahiyatçı kardeşlerimiz iyiydi hoştu amma ve lakin bizler ayrı dünyaların fakülteleriyiz. kabul etmek lazım.

hz. lut

victoria
(bkz:ismet)

incil'de hz. lut ve kızları için şöyle yazıyor;

ve lût tsoardan çıkıp dağda oturdu ve iki kızı onunla beraberdi; çünkü tsoarda oturmaktan korktu; ve o, ve iki kızı bir mağarada oturdular. ve büyük kızı küçüğüne dedi: babamız kocamıştır ve bütün dünyanın yoluna göre yanımıza girmek için memlekette erkek yoktur; gel, babamıza şarap içirelim ve babamızdan zürriyeti yaşatmak için onunla yatarız. ve o gecede babalarına şarap içirdiler; ve büyük kız girip babası ile yattı. ve onun yatmasını ve kalkmasını bilmedi. ve vaki oldu ki, ertesi gün büyük kız küçüğüne dedi: işte, dün gece babamla yattım; bu gece de ona şarap içirelim ve babamızdan zürriyet yaşatmak için, gir, onunla yat. ve o gecede dahi babalarına şarap içirdiler ve küçük kız kalkıp onunla yattı. ve onun yatmasını ve kalkmasını bilmedi. lût un iki kızı böylece babalarından gebe kaldılar. ve büyük kız bir oğul doğurdu ve onun adını moab çağırdı; o bugüne kadar moablıların atasıdır. ve küçük kız, o da bir oğul doğurdu ve onun adını ben-ammi çağırdı; o bugüne kadar ammon oğullarının atasıdır.

ensest bir ilişki var ve bu ensest ilişki mukaddes kitapta bu şekilde anlatılmış. ilginç.

din

victoria
insanı makul ve ölçülü olmaya ittiği için varlığını kabul ediyorum. ve tabii insanın yalnızlığına ortak olduğu için de. en azından benim için bu kavramın en temel vasıfları bunlar. şimdi söyle diyenler olacak " insanı savaşmaya, didişmeye iten din iken nasıl hala inanabiliyorsun..." tarzı cümleler. evet var bunlar da yok değil fakat kişi bazlı düşünüyorum. neyi nasıl kullandığıyla, nasıl benimsediği ile alakalı. hiçbir zaman net ve keskin olamadım. dinin de keskin olmadığını düşünüyorum. çünkü ihtiyacım olduğunda çoğu zaman ona sarıldım. bana yardım etti. yanımda sürekli konuşan insanlardan daha çok yardım etti. ve bunu susarak ve dinleyerek yaptı. şimdi kimse kimsenin benimsediğini kınmasın, kimse kimsenin seçitiği yaşamı eleştirmesin. din insanın içinden gelen bir şey. ister tek tanrılı din , ister çok tanrılı, ister tanrısı olmayan dini benimser ya da yeryüzündeki herhangi bir dini. dinlerin mitoloji, efsane, sanat ile iç içe olduğu da unutulmamalı. benim nezlimde hepsi birer sanat eseri ve huzur kaynağı.

Ekleme: baktım da din üzerine yazdığın ikinci girdiymiş. Gülümsetti.

azerilerin türk olmadıkları iddiası

victoria
Azerilerin türkiye'deki türklerden daha Türk olması derim. Bence araplaşma etkisi bizlerde daha fazla. Neden ilk olarak Arap kültürü dedim? Çünkümm en baskın kültürlerden biri olduğu için farklı taraflara çekilmemesi adına böyle bir ekleme yapmak istedim. Onun dışında coğrafi olarak baktığımızda orta asya'ya daha uzağız. Bu uzaklığın etkisi yadsınamaz. bir diğer coğrafi etki ise avrupa'ya daha yakın olmamız. Bu da etkiler mi etkileyebilir. Bakalım bakalım başka başkaa ülke olarak dışarıya açık bir ülke olmamız mesela. Her türden insanı içinde barındırması, çeşitliliğin fazla olması falan fistan... Şimdi birileri illa ki çıkacak "kimse türklüğümüzü sorgulamasın" peki sorgulamak yok cjndjxkd
Sadece yazdım abeğğğyyy!

franz kafka

victoria
Türkiye'de neden çok sevilir kısmı ile alakalı bir iki bir şey yazasım var.
baskı görmüş olması, sınırları çizilmiş bir ailede/toplumda büyümesi ve yaşamaya çalışması, dini ve geleneksel otoritenin baskın olduğu bir aile ve toplum... Bunlar size tanıdık geldi mi? Evet tüm bunlar bizim ülkemizde sosyolojik bağlamda ele alınması gerekilen konular. Ele alınması bir parantezdi, ayrı tutarak devam ediyorum... Ülkemizdeki çoğu genç bu tarz dayatmalardan muzdarip. Kimse dayatmaları kabul edip boyun eğmek istemez. Zira doğamızda olmayan bir şey. Öyle değişik varlıklarız ki doğamızda olmayan şeyleri küfrede küfrede de olsa yapıyoruz. Ama işte kafka eylem olarak kabul etmiş fakat düşğnsel olarak kabul edememiş bir insan. Sindirememiş ona dayatılanı. Bizde de böyle çoğu genç kendisine dayatılanı küfrederek de olsa yapıyor ama kafada sıkıntılar bitmiyor işte. Kafka'yı okuyunca kendisini o yüzden aydınlanmış gibi hissediyor. Aslında kafka da olanı söylüyor. Bu yazdıkları sadece kafka ve okuyanının başına gelmiyor. Bazen okuyan kesim biricik olduğunu düşünerek bu kısımları atlıyor. Neyse benden bu kadar. Çünkü şimdilerde elime kafla kitabı verilse ilgimi çok fazla çekmez ama kafka okuduğum ilk zamanlara gidecek olursam ergenliğimin ortalarına doğru, lise bir zamanları acayip içselleştirip yalnızım, eziliyorum, boğuluyorum triplerine girerdim. Gerçi hala daha giriyorum ama bunun kafka ile alakası yok. Ama belki kafka okumamış olsaydım bu triplenme durumu daha az olurdu. Jcjdjcjdkx

Sonra neden gençler depresyona giriyor. Canım benim bizler sancı çekiyoruz sancı! Varoluşsal sancılar bunlar. Bırakın çıkarmayın böyle depresyona sürükleyecek tarzda kitaplar. (şaka)
Deşmeyin yahu yaramızı. Bunu diyen benin bir de gelin kitağlığına bakın varoluşsal depresif modlar yeyuhhh!

çomü itiraf

victoria
Trollük olsun diye birkaç kere paylaşım yaptığım yer. Halbuki ilan-ı aşk ettiğim siz beğenenler hiçbiriniz değilsiniz. Aslında hiç kimseye değildi. Trpllük ya olay. Yem atıyorsun alakası olmayan balıklar geliyor oltaya. Garip bir kanal kendisi. İçinde boğulmadığım için mesudum. Takip de etmiyorum ohhh mis. Gidip bir insan insan düşüneyim ben.

yazarların korktuğu anlar

victoria
otorite karşısında ne yapacağımı bilemediğim anlar. çok korkuyordum, özgürlüğüm elimden alınacak diye, çok korkmuştum kuşlarım bir daha kanat çırpamayacak diye. ama bunu kimse anlamıyordu. ancak birileri kafasına silah dayadığında ölüm korkusu ile eş değer saydıkları anda... bilselerdi, anlayabilselerdi elleri bağlı bir insanın yaşayamadığını, nefes alamadığını eminim o zaman gerçek kaygının ne olması gerektiğini kavrayabilirlerdi.

tarkovsky

victoria
bu adamı seven insanlardan nedense sonraları hep nefret ettim. ama tarkovsky ile hiçbir alakası yok, sevenleri ile alakalı. acaba kendimden de nefret ediyor muyum dcbjdbvdk sanırım bugün sözlüğe nefret cümleleri sunacağım :)

ben kimim

victoria
bildiğim tek şey yolda olduğum ve yardımcı yaratıcı olmam. fakat hiçbir zaman merkezde olan değil, bir araç, yol kısaltıcı bir araç fakat kendisinin yolu olmayan bilinmezin dostu. yalan yok sevdiğim insanlar oldu, dostum dediğim insanlar oldu. biliyorum ki hepsini en basit sebeplerden bile bırakabilceğim. bu öyle bir itiraf ki kendimden başka hiç kimseyi gerçek anlamda sevmediğimin itirafı. özür diliyorum ölçülü ve makul bir insan olmadığım için. ama siz de benim bu çabamı görmediniz.

zaman

victoria
Zaman deyince aklıma tanpınar'ın "Ne içindeyim zamanın/ ne de büsbütün dışında..." dizeleri gelir.
Zamanın doğurduğu bir değişim vardır ki değişim deyince ise herakleitos'un " değişmeyen tek şey değişimin kendisidir." sözü gelir. Böyle de zihnimde bağdaştırmışım bu iki kavramı.

muzlu süt

victoria
En sevdiğim meyvenin sütü. Yalnız ağızda bıraktığı son tat kötü oluyor. Hafif şurubumsu bir tat. Tarif edemeyeceğim kadar özgün bir tat. Bana "her şey mükemmel olmak zorunda değil"' i hatırlatıyor. Eee ama öylee!

tanrıya sorulacak tek soru

victoria
Tek soru değil de sorardım işte...
Neden bizi yarattın, bize ihtiyacın mı vardı?
Seni kim yarattı?
Hiç arkadaşın oldu mu?
Yalnız olmak zor değil mi?
Varlığından emin olduğumuz ve emin olmadıklarımızı da içine alırsak bunların tümüne sahip olmak nasıl bir şey, hiç bıkmadın mı?
Pes etmek, istifa etmek istedin mi?
Kimseye hesap vermemek nasıl bir duygu?
Duygularının olmadığını kimse söyleyemez, bize yüklediğin duygulardan ötürü. Öyleyse neden sadece hükmetmek, ya da bizleri kontrol etmek? Bu sana ağır gelmiyor mu, bu senin varlığına saygısızlık değil mi?
...

Çoook sorum var tanrım. Seni seviyorum duygularını hissedebiliyorum ama sanki birazcık daha ılımlı olmalı ve kendini düşünmelisin. Kendini değil de bizlerin üzerine çok fazla titreyince üzülüyorum, hepimize yetişmek senin için zor olmasa bile yıpratıcı olabilir. Ama tüm bu sorularımın ardında sana koşulsuz ve sonsuz sevgim daim kalıyor. Ve hiç tükenmiyor. İyi ki varsın.
0 /