confessions

victoria

Yazar - 1. Nesil  · 28 Mayıs 2018 Pazartesi

  1. toplam giri 327
  2. takipçi 11
  3. puan 1685

kalıpları eleştirememek

victoria
bizim ülke insanımızın çokça yaptığı eylemdir. var olan kalıp ne kadar köklüyse eleştirisi de çok çok az olur. mesela ekşi sözlük... ne yani köklü bir mecra diye onun bozukluklarına değinemeyecek miyiz? ayrıca bizler üniversite öğrencisiyiz, gençler var olmazsa yeni fikirler de var olmaz. eleştirelim arkadaşlar! eleştirmezsek daha iyiye adım nasıl atılacak. bozuk düzen ancak bu şekilde iyileştirilebilir. var olanı kabul etmeyelim demiyorum. var olandaki bozukluklara değinelim istiyorum.

victorianın dine dönmesi

victoria
başlığı açılmaya değer görülmüş verdiğim bir karar.
aslında irdelenecek pek bir şey yok. bilimsel birtakım gerçeklikler, cevabı olmayan sorular olacak tabii ki. sizler bana bunları sorduğunuz zaman cevap veremeyeceğim belki. hissetmek ile alakalı. dünyaya geliş amacımın "yol olmaktan" öteye gidemediğinden bahsedebilirim mesela. tabii isterseniz. :)
öncelikle bu kararı vermeden önce çok düşündüm yaşantımı, hislerimi, isteklerimi... ruhumun uzunca bir zamandır arayışta olduğunun farkındaydım. makul olmayışımı ve ölçüsüzlüklerimi de bu bağlamda belki açıklayabilirim. denedim. denemedim değil. yaşantıma baktığımda hiçbir zaman salt inanmayan bir insan olmadım, inanan da olmadım. agnostik bir bakış açım vardı. ara ara yine gelir gider. sanırım bu bakış açımın altında yaşantıma, durumlara, insanlara olan şüpheci bakış açım yatıyor. hayatımın temeline işlemiş bu şüphecilik. herhalde helenistik dönemde yaşıyor olsaydım stoa okulunun temsilcilerinden olabilirdim. neyse bu işin geyiği. kendimce birkaç bir şey denedim. bir gün mini etek giyip dolaştım, diğer gün bara gidip vodka içtim sonraki gün de tesettürlü bir şekilde çanakkale sokaklarında gezdim. bunları yaparken hiçbir suçluluk ya da çevreme karşı herhangi bir çekincem olmadan yaptım. insanlar yaptıklarım karşısında "bu ne yaman çelişki" modundaydı. ama bilmiyorlardı ki bu victoria'nın yaşamına anlam arayışı olduğu. bilselerdi böyle tepkiler verirler miydi? belki evet belki hayır... insanız ya keskin çizgilerimiz ve katı önyargılarımız olacak. denedim ve hissettiğimi yaptım. temelinde "makul ve ölçülü olmak" fikri vardı. ben bunu tercih ettim. kimin ne düşündüğü umurumda mı? "hayır umurumda değil" diyemem. tabii ki de umurumda fakat kimseye göre yaşantımı şekillendirecek değilim.

öpüşmek

victoria
İki insanın dudak yoluyla birleşmesi. Dudak dudağa değince öpüşme olmaz.

Sevdiğin, hoşlandığın insanla yapıyorsan eğer müthiş bir zevk, keyif. Ve bence dünyanın en en en en güzel şeyi. Kısa olanını hiç sevmem. Beceremeyenden kaçarım.
(bkz:random gülme)
Ön sevişmenin olmazsa olmazı.
Ön sevişme nedir bilmeyen insanla olur mu hiç! Olmaz.

İyi öpüşemeyenler eklemesin!

ay carmela

victoria
ispanya iç savaşı'nda cumhuriyetçilerin söylediği marş.

sözleri

ebro'nun ordusu
rumba la rumba la rumba la.
ebro'nun ordusu
rumba la rumba la rumba la.
bir gece nehri geçiyordu
ay carmela! ay carmela!
bir gece nehri geçiyordu
ay carmela! ay carmela!

fakat bombalar hiçbir şeye yaramaz
rumba la rumba la rumba la.
fakat bombalar hiçbir şeye yaramaz
rumba la rumba la rumba la.
kalplerin attığı yerde
ay carmela! ay carmela!
kalplerin attığı yerde
ay carmela! ay carmela!

karşı saldırı çok güçlü
rumba la rumba la rumba la.
karşı saldırı çok güçlü
rumba la rumba la rumba la.
direnmek zorundayız
ay carmela! ay carmela!
direnmek zorundayız
ay carmela! ay carmela!

verdiğimiz mücadele aynı
rumba la rumba la rumba la.
verdiğimiz mücadele aynı
rumba la rumba la rumba la
yemin ediyoruz şavaşmaya
ay carmela! ay carmela!
yemin ediyoruz şavaşmaya
ay carmela! ay carmela!

ilahiyat fakültesi

victoria
arkeolog da sen ol, öğretmen de, psikolog da, devlette herhangi bir memuriyette de... o ooo oooooo derim. devletimizin gözde bölümlerinden. nerede ne açık varsa niteliğinin hiçbir önemi olmaksızın direkt ilahiyat mezunlarını atarlar. ha benim fikrimi sorarsanız... ilahiyat bölümü bence gerekli bir bölüm fakat hayatımıza bu kadar nüfuz eden bir bölüm olamamalı. bak sosyalciler ağlıyor... halkla ilişkiler kan revan, rts peki... özel sektörden dileniyor, ya mühendisler fabrikalarda işçi, tiyatrocular sahnelerde aç aç sürünüyor... yetti mi yetmedi daha var fakat yazmayacağım. çünkü canım yazmak istemedi.

waltz of the eyes

victoria
grotesk eserin tanımı tamamen bu eser benim için.

her şey olması gerektiģi gibi ilerlerken bir şey olur. darmadağın bir yığının içinde bulursun kendini. kendi sınıfını ararken başka sınıfların içinden geçersin. bulacağına inanarak aramaya devam edersin. bu karmaşa içinde aradığını bulacağın umudu tükenmez, ilerlersin. karşına alışık olmadığın insan suretleri çıkar. yaratık diyemezsin. çünkü insan olduklarını bilirsin. onlar yaratık görünümlü insanlardır. yüzlerine bakarsın tekrar yaratırsın. işte o zaman bu kompozisyon çalar. hayret edersin ama yaşarsın. eee zaten bir süre sonra alışırsın.
teşekkürler stavros!

henri matisse

victoria
Modern resmin öncülerindendir. Ortaya çıktığı dönemde kusursuz formalara sahip nü portreler çok yaygınken matisse bu geleneğe ilk sarsıcı hareketi yapmıştır. Sonrasında onu pablo Picasso gibi sanatçılar takip etmiştir. Picasso matisse'yi kendine her zaman bir hedef olarak görmüştür. Onu geçmek isteği matisse'yi aşıp kendisini bulmasını sağlamıştır. Bu yönden matisse'nin varlığı picasso'da özel bir yere sahiptir. Her iki ressamında eserlerinden Genel olarak Avangart bir etki vardır. Picasso ile bir diğer benzerliği ise masklara olan ilgileridir. Ressam, resmin yanında Afrika maskları da tasarlamıştır. Maskların eserlerinde ona ilham verdiğini söyler ve çoğu zaman kullanır.

çanakkale'deki eksikler

victoria
Opera ve tiyatronun gelişmemiş olması.Belki tiyatro operaya göre daha gelişmiş ama yine de yetersiz. Üzücü. Ayrıca çanakkale'de operaya gidecek kitlenin var olduğunu düşünüyorum. Umuyorum gelişir de bizler de gidebiliriz.

öğretmenler yazın sokakları süpürsün

victoria
başöğretmenimiz mustafa kemal atatürk'ün şu sözünü hatırlatmak isterim...

"öğretmen her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır."

öğretmen bunu yapmaktan gocunmaz fakat öğretmenden bunu istemek... bunu düşünelim.

Fikrim değişmedi. Ve hala böyle düşünüyorum.

dönüş

victoria
Her izlediğimde beni derinden etkileyen bir film. Dönemine göre başarılı psikolojik tahlilleriyle olsun dönemin gerçekliğiyle ilgili olsun oldukça başarılı bir film. Ne zaman ağlamak istesem açar bir iki sahnesini izlerim. Şimdi diyeceksiniz bu manyak neden ağlamak istiyor diye :D oldukça mantıklı bir soru yöneltmiş olursunuz. Ama işte Bazen insan ağlamak ihtiyacı duyabiliyor, bu ihtiyaç benim kişisel bütünlüğüme katkı sağlıyor diye düşünüyorum. Sadece benim için değil herkese böyle bir etkisi olduğunu düşünüyorum.
Ağlamak iyidir, masum bir eylemdir. Aynı zamanda yaratımı perçimler. Haydi haydi ağlayın. Hepiniz ağlayın ulan!


Psikolojik tahlilin babası diyorum pardon anası...
Buyurun,



dora maar

victoria
1907 doğumlu hırvat asıllı bir fotoğraf sanatçısı. sanatından çok birlikte olduğu adam (picasso)ile anılmıştır. sürrealist fotoğrafin temsilcilerindendir. fotoğrafçılığın yanında resimle de ilgilenmiştir. sanatında, kübizm ve fovizmin etkisi de vardır. hatta picasso'yu sanatında kübizme iten sanatçılardan biridir. picasso'nun bu yönelimi bizlere guernica toblosunu kazandırmıştır. bu tablonun varlığında dora'nın etkisi kesinlikle yadsınamaz. hatta picasso o kadar şanslı bir adamdır ki resim yaparken onu her an izleyen ve onun o anını fotoğraflaştıran kişidir dora maar. ne yazık ki picasso, yine bir kadını ardında bırakmıştır.
picasso'nun ölümünün ardından hastalanır bir süre sonra da yoksulluktan 1997'de tek başına ölür.

picasso onun için şöyle der;
“benim için o, ağlayan kadın. yıllarca onu hep işkence görmüş şekilde çizdim. ne sadistliğim yüzündendi bu, ne de bundan memnun oldum; yalnızca beni zorlayan bir imaja boyun eğdim. gerçek buydu.”

picasso kadınları arasında en çok da onun deliliklerine tahammül ederdi. delilikleri onun için her sürrealistte olan bir delilik niteliğindeydi.


dora maar hakkında türkçe kaynaklardan pek fazla bilgiye maalesef ulaşamayız. onu picasso'nun "ilham meleği" olarak biliriz . onu sevdiği adamla değil de sanatıyla ilk tanımış olmak isterdim. sanırım picasso ile beraber olan kadınlar buna boyun eğerek onunla beraber olmayı kabul ediyor.

guernica

victoria
bu tablo picasso'nun en büyük çalışmasıdır. pek isteyerek giriştiği bir çalışması olmasa da en değer verdiği çalışmalarından biri diyebiliriz.
bu eserin ispanya'da tekrardan sergiye sunulması konusunda picasso'nun keskin bir isteği vardır. bu istek franco'nun yönetimi bırakmasıdır.

" franco gidecek!"

(bkz:dora maar)

antik heykellerdeki penislerin küçük olma sebebi

victoria
çeşitli müzelerde küratörlük yapmış olan ellen oredsson , blogunda bu soruyu şöyle cevaplamış:

eril güzelliğine ve erkeklerin dış görünüşüne dair kültürel değerler heykellerin yapıldığı dönemler oldukça farklıymış. bugün büyük penisler, değerli pornografik ürünlerimizin de yardımıyla, erkekçe ve değerli olarak görülürken, antik yunanlılar büyük penisin pek de sevilmeyen üç özelliği temsil ettiğini düşünüyorlarmış; aptallık, şehvet ve çirkinlik.

o dönem küçük penisler; entelektüelliği, kültürlü oluşu temsil ediyormuş. büyük penisin tasvir edildiği eserler de ise cezalandırılmış erkekleri, çirkinliği, aptallığı, lanetlemiş verimliliğe vurgu yapılıyormuş.

kaynak: http://www.howtotalkaboutarthistory.com

günümüzde büyük penisin bu kadar abartılmış olması, önemsenmesi gereksiz değil mi? bakın antik yunan çözmüş olayı

yazarların korktuğu anlar

victoria
otorite karşısında ne yapacağımı bilemediğim anlar. çok korkuyordum, özgürlüğüm elimden alınacak diye, çok korkmuştum kuşlarım bir daha kanat çırpamayacak diye. ama bunu kimse anlamıyordu. ancak birileri kafasına silah dayadığında ölüm korkusu ile eş değer saydıkları anda... bilselerdi, anlayabilselerdi elleri bağlı bir insanın yaşayamadığını, nefes alamadığını eminim o zaman gerçek kaygının ne olması gerektiğini kavrayabilirlerdi.

çomü itiraf

victoria
Trollük olsun diye birkaç kere paylaşım yaptığım yer. Halbuki ilan-ı aşk ettiğim siz beğenenler hiçbiriniz değilsiniz. Aslında hiç kimseye değildi. Trpllük ya olay. Yem atıyorsun alakası olmayan balıklar geliyor oltaya. Garip bir kanal kendisi. İçinde boğulmadığım için mesudum. Takip de etmiyorum ohhh mis. Gidip bir insan insan düşüneyim ben.

ayşe celile hanım

victoria
Türkiye'nin ilk kadın ressamlarından biridir.
Sanatında kadınların bağımsızlığı ve özgürlüğü daha çok işlenmiştir. Onun bu özgürlükçü fikri nü ile bağdaşıktır. Nü tarzda tablolarını yakın çevresine armağan ederken yatak odasında değil oturma odasında asılması şartı ile verirmiş. Onun bu şartı bile özgürlüğe, kadına bakış açısını en net şekilde ifade eden bir ayrıntıdır.

Ailesiyle olsun ilişkileri ile olsun sanatın bulaşıcı olabileceğini düşündürten insanlardan biri benim için celile hanım. Kendisine ve sanatına saygı duyuyorum.

no çı halo

victoria
mehmet atlı'ya ait güzel bir şarkı.

kürtçe'nin kurmanci (kırdasi) lehçesiyle başlayıp kırdki (zazaca) lehçesiyşe devam ettirdiği güzel bir parça. tam hakim olmasam da kürtçe'ye birkaç bir şey anladım.

"uzaktan ağlama sesi geliyor,kimdir ağlıyor
gözyaşlarımız göl oldu, derman tükendi
düşman gelip yaylamızda tat bırakmadı
dağ yanıyor,ağaç yanıyor, ülkem yanıyor
gece soğuk,gün/güneş ise yok bomba yağıyor
gülüm söyle bu ne haldir, amman bu ne haldir.."

"dür ra vengê şınayı yeno, kamo bermeno
hesrê çımê ma gol bıyo derman nêmendo
dışmen amêo zozanadı tamê nêmendo
koy veşeno, dar veşeno, welat veşeno
şewo, serdo, roj jı çıno bombe vareno
gülê vajı no çı halo, eman eman no çı halo"

richard bach

victoria
eserlerinde çoğunlukla uçmaktan, pilotluk mesleğinden bahseden yazar, daha çok martı ve martı jonathan livingston eserleriyle biliniyor. beni en çok etkileyen kitabı ise sonsuza uzanan köprü. şu sıralar çok popüler bir yazar olmasına rağmen bu kitabı pek bilinmiyor. eğer yazar hakkında daha çok bilgilenmek isteyen varsa bu kitabını okuyabilir. mesleğine yüklediği anlam, aşkları, hayal kırıklıkları, arzularını bu kitabında okuyucularıyla paylaşıyor. kitap zaten otobiyografik türde yazılmış bir kitap.

18 mart günlük

victoria
Bugün babam 1970/80'li yıllarda yaşadığı bir olayı anlattı. Onu dinlerken bir utanç, tiksinç bir his kapladı ruhumu. Gerçekten çok acı. Ne denilebilir ki...

Babam 10/12 yaşlarında sanırım pek emin değil tarihten. Diyarbakır'ın pek bilinmeyrn, çevresi dağ ve tepelerle kaplı bir köyde yaşanmış bir olay. O dönem bir iki aile haşhaş ekimi yapmış köyde. Şikayet gelmiş ve askerler bir cuma namazı çıkışı köylülere baskın yapmış. Babam ise şöyle ifade etti " biz savaş oluyor sandık, bir sürü asker gelmişti. Sıraya girmemezii istediler, benim yaşım küçük olduğu için köşeye geçtim. Bana bir şey yapmadılar."
Caminin hocasından tutun bütün köylü sıraya geçmiş. Kaçan kaçabilmiş, kaçamayansa orada o sırada öyle beklemiş. Büyük amcam da bu sırada bulunan kişilerden biriymiş. Babam şöyle dedi "asker önce tokatlıyordu insanları, sonrasında sıranın sonuna geri gönderiyordu. -o kadar kuvvetli vuruyorlarmış ki tokadı yiyen büyük amcamın dişi kopmuş ve onu sıradan ayırmışlar- en sonunda da herkese kıyafetlerini çıkarmalarını ve yerde sürünmelerini söylediler."

İşte böyle. Gerçekten üzücü.


Düzenleme: hiçbir eksiye hayır demem fakat bu girdiyi eksileyen ağır şerefsizdir. Bunu da buradan yazıyorum.

the danish girl

victoria
Filmi dün izledim. Oldukça etkileyici bir filmdi. Gerçek bir hikayeden ve einar'in günlüklerinden esinlenmiş bir film.
Gerçek aşkın fiziksel keyiften ziyade dostukluktan, birbirini iyi anlayabiliyor olmaktan geçtiğini anlatan biyografi türünde hoş bir filmdi.

"Bu defterleri bana verdiğinde doldurabileceğimi düşünmemiştim. Oysa şimdiyse yazacak çok şey var..."

bohemian rhapsody

victoria
Öncelikle bu filmin çanakkale'de vizyona girmiş olması bayağı şaşırtıcı. Mutlaka gidin derim.

Çok çok çok beğendiğim bir film oldu.
Oyuncular ve Queen üyelerinin birebir benzerlikleri, minikler, tavırlar tamamen aynıydı. Beklentimin üstünde bir film olduğunu da söylemek isterim. Ayrıca Çok sevdiğimiz queen şarkılarına çokça yer verilmişti filmde. Sanırım film ile ilgili tek soru işareti olan iki konu var. Biri hikayenin yetersizliği bir diğeri ise filmde kullanılan ışık. Biraz daha sıcak, sarımsı bir ton görmek isterdim. Gerçi ben böyle sevdiğim için bana çiğ gelmiş olabilir. Ama hikayenin yetersizliği konusuna tek takılan ben olmamışımdır büyük ihtimalle. Onunnnn dışınndaağğğğ film müthişti!

tanrıya sorulacak tek soru

victoria
Tek soru değil de sorardım işte...
Neden bizi yarattın, bize ihtiyacın mı vardı?
Seni kim yarattı?
Hiç arkadaşın oldu mu?
Yalnız olmak zor değil mi?
Varlığından emin olduğumuz ve emin olmadıklarımızı da içine alırsak bunların tümüne sahip olmak nasıl bir şey, hiç bıkmadın mı?
Pes etmek, istifa etmek istedin mi?
Kimseye hesap vermemek nasıl bir duygu?
Duygularının olmadığını kimse söyleyemez, bize yüklediğin duygulardan ötürü. Öyleyse neden sadece hükmetmek, ya da bizleri kontrol etmek? Bu sana ağır gelmiyor mu, bu senin varlığına saygısızlık değil mi?
...

Çoook sorum var tanrım. Seni seviyorum duygularını hissedebiliyorum ama sanki birazcık daha ılımlı olmalı ve kendini düşünmelisin. Kendini değil de bizlerin üzerine çok fazla titreyince üzülüyorum, hepimize yetişmek senin için zor olmasa bile yıpratıcı olabilir. Ama tüm bu sorularımın ardında sana koşulsuz ve sonsuz sevgim daim kalıyor. Ve hiç tükenmiyor. İyi ki varsın.

muzlu süt

victoria
En sevdiğim meyvenin sütü. Yalnız ağızda bıraktığı son tat kötü oluyor. Hafif şurubumsu bir tat. Tarif edemeyeceğim kadar özgün bir tat. Bana "her şey mükemmel olmak zorunda değil"' i hatırlatıyor. Eee ama öylee!

ben kimim

victoria
bildiğim tek şey yolda olduğum ve yardımcı yaratıcı olmam. fakat hiçbir zaman merkezde olan değil, bir araç, yol kısaltıcı bir araç fakat kendisinin yolu olmayan bilinmezin dostu. yalan yok sevdiğim insanlar oldu, dostum dediğim insanlar oldu. biliyorum ki hepsini en basit sebeplerden bile bırakabilceğim. bu öyle bir itiraf ki kendimden başka hiç kimseyi gerçek anlamda sevmediğimin itirafı. özür diliyorum ölçülü ve makul bir insan olmadığım için. ama siz de benim bu çabamı görmediniz.

tarkovsky

victoria
bu adamı seven insanlardan nedense sonraları hep nefret ettim. ama tarkovsky ile hiçbir alakası yok, sevenleri ile alakalı. acaba kendimden de nefret ediyor muyum dcbjdbvdk sanırım bugün sözlüğe nefret cümleleri sunacağım :)

18 mart günlük

victoria
Bugün şili'li bir sanatçıyla tanıştım. Sanat üzerine güzel sohbetlerimiz oldu. İngilizcem keşke biraz daha iyi olsaydı dedim. bu eksikliğimi biliyor ve uğraşmıyor olmam... Neyse bu ayrı bir olay. Mesela neruda filmi üzerine konuştuk. Çevremde birçok insanın izlemediği ya da bu bahsedilen kişi(pablo neruda) hakkında hiçbir bilgisi olmayan insanlarla bu sohbeti muhtemelen yapamazdım. Keyif aldım. Hoşuma gitti. :) birkaç ispanyolca bir şey öğrendim hem :D

egon schiele

victoria
genelde hastalıklı, kırılmış insan figürlerini kullanır. kalemi hastadır resssamımızın. erotizmin en kirli taraflarını işler. korkunç geleni, hastalıklı kalemiyle kağıt üzerine bırakır. sonra da sulu boyayla süsler. süsler ama bu süsler hastalıklı süslerdir. onun için gariplik diye bir şey yoktur. garip olan zaten kendisidir.

gustav klimt hocasıdır ve bir süre onun etkisinde kalmıştır. Fakat schile'nin kendine has bir stili vardır. Seçtiği kağıt ve renklerden de bu çok rahat anlaşılabiliyor.

Ensest ilişkisi hakkında ise çok net bir bilgi yok. Varsayımlar sadece. Ama ruhsal bunalımları ve ilişkileri onu bu boyutta ne kadar etkilemiş kavramak zor.

sessiz gemi

victoria
yahya kemal'i en en en sevdiğim şiiri. ne zaman bir kenti terkedecek olsam hep bir hüzün kaplar içimi, hep de aklıma bu şiir gelir.

artık demir almak günü gelmişse zamandan,
meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
biçare gönüller! ne giden son gemidir bu!
hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.


candan erçetin ve sertab erener'in de seslendirdiği güzel bir şarkı aynı zamanda. candan'ın sesiyle bütünleşmiş adeta.

yahya kemal'in sesinden:

yılbaşında planı olmayan insan

victoria
evet benim bu.
yılbaşına sevgilim olmadan gireceğim için üzgün müyüm? evet, n'aparsın değil mi...
neyse yeni yıla daha dindar bir insan olarak gireceğimden içsel bir huzur yaşıyorum. kimse bana neden böyle bir ani dönüşüm yaşadın diye de sorsun istemiyorum.
ha bir de şey... ha tamam ikinci dönem anafartalar kampüsümüze geçiş yapacağız ve merkezde fink atacağız. evet çok mutluyum. tamam ilahiyatçı kardeşlerimiz iyiydi hoştu amma ve lakin bizler ayrı dünyaların fakülteleriyiz. kabul etmek lazım.

lilith

victoria
ilk feminist kadın.

ibrani mitolojisine göre ;erkek üstünlüğünü kabul etmeyen lilith adem ile beraber olmayı kabul etmez. sebebi, cinsel ilişki esnasında adem'in hep üstte yer almasını aşağılayıcı bularak itiraz eder. kendisinin de adem gibi topraktan yaratıldığını, yani eşit olduklarını savunur. adem ise kendini, bağışlayan, bereketli gökyüzü; lilith'i de ürün veren toprağa benzeterek bu şekilde birleşmek konusunda diretir. adem tavırlarında ısrar edince, lilith, birlikte yaşamalrının zor olacağına karar verip tanrı'nın söylenmemesi gereken adını anarak göğe doğru yükselir. şeytanla işbirliği yapar. ve tanrı geri dönmezse doğan her çocuğunu öldüreceğini söyler. lilith geri dönmez. ve tanrı çocuklarını öldürür. lilith intikam almak ister ve dünyaya gelen bütün bebekleri öldürmek için uğraşır.

türlü türlü efsaneler vardır lilith için. bu bahsettiğim efsane de bunlardan biri.

zensiz olur

victoria
cidden olur. oldum olası şu yüzük takma olayını anlamadım. neymiş kalbe giden damar geçiyormuş pehhh! geçiyorsa geçiyor alla alla. bir kere şu oluyor biz birbirimize bağlıyız, kopmamız kolay değil anlamı. yani bilmiyorum bu kadar bağlı olmak biraz gerzekçe. amann ya kim nasıl mutluysa bana neeğğ

fovizm

victoria
fransa'da 1905 yıllarında henri henri matisse'nin geliştirdiği bir sanat akımıdır.
aslında öncelikle bir gsanat grubunun ortaya attığı ve birbirleri ile resimleştikleri sanat akımıdır. birçok önemli ressam bu akımın yolundan geçmiş ve sanat hayatlarının belli bir döneminde çiğ renklerin eserlerinde barındırdığı bir kesiteri olmuştur.

bu akımın en önemli özelliği çiğ renklerdir. keskin formlardan çok noktalama ve yumuşak fırça atışları tercih edilir.

not: bu akım üzerine yazılacak çok fazla şey var fakat ben en bilinen, en anlaşılır şekliyle yazmak istedim. belki daha sonra eklemeler yaparım...