yazarların korktuğu anlar

deer
geçen senelerde başıma gelen bir olaydan bahsedeceğim.jumpscare haricinde korkan bir adam değilim fazla(baya über bir şey olması lazım anlatacaklarım gibi).annem tasavvufla ilgilenen bu konuda okuyan ve bu çevrede bilinen,isminin geçtiği birisi.bu sebeple konya'da yapılacak bir buluşmaya davet edilmiş olup ailece gitmeye karar verdik.annem için gidiyorduk aslında ama bizde konya'nın bir güzelliği varsa gezmekten hoşlanırız diye düşündük.ilk önce cami,türbe,müze vb. yerleri gezmeye başladık.olaylar burada başlıyor aslında,ablamla beraber ziyaret ettiğimiz caminin avlusunda takılırken biz kapıda duran annem ile babamın yanına yaşlı bir adam uğruyor.dönüp ilgimi çeken olaya baktığımda normal bir yardım olduğunu düşünüp kafamı çevirip mimariye göz gezdirmeye devam ediyorum.annemlerin gözünden anlatırsam olayı adam yanından onlarca geçen insana hiçbir şey söylemeden,onlardan hiç para istemeden babamlara yöneliyor.ilaç almak için para istiyor ve babamda çıkartıp veriyor normal bir şekilde.babam acaba dilencide bize ayak mı yaptı diye yürüyüp giden yaşlı adamın arkasından dönüp bakıyor 10 saniye sonra...adam yok.dümdüz yolda adam yok bildiğiniz.şaşkına dönen annem ve babam olaya dini yönden bakıp bize söz etmiyorlar bu olaydan.ardından annem cami avlusunda tanıştığı kadına "buralarda benzer türbe,cami var mı bilmiyoruz da" diyor,kadın anlattıktan sonra arabamıza binip bahsettiği yere yöneliyoruz.4 dk sonra vardığımız türbeye ilk giren kişi ben oluyorum ve ne göreyim bize yeri anlatan kadın içeride oturmuş tesbih çekiyor.görür görmez dışarı çıkan ben donuk suratımla annemlere bakıyorum annemden gelen "noldu deer?" sorusuna "kadın iç-içerde anne" dediğimde şoklara giriyoruz.(az önce ki lokasyonumuzla burasının arası dümdüz bir yol ve 500 metre,arabayla giden bizi geçmesinin ihtimali yok) selamını verip içeri giren annem kadına eşlik ediyor ve işleri bittikten sonra çıkan annem ve kadın arasında yine "nereye gidebilirz? gezilecek neresi var?" muhabbeti geçiyor.yeni lokasyonumuzu öğrendikten sonra kadına bizimle gelin arabamız var teklifimizi yapıp arabaya doğru yöneliyoruz(kadın ışınlanıyor zaten neden bindirdiysek arabaya...).arabaya doğru ilerlerken bize doğru yürüyen beyaz sakallı derviş giyinimli bir amcadan kadına gelen sözleri aynen aktarıyorum sizlere."kardeş biz hissederiz,al bu senin yanında dursun" diyerek dua yazılı bir kağıt uzatıp uzaklaşıyor bu dayı (babam,ben,ablam şoklardayız annem gülümsüyor.kadın duayı annneme veriyor).arabaya bindikten sonra yeni lokasyonumuz olan camiye gidiyoruz fakat kapalı oluyor biraz bekledikten sonra açtıramayınca dağılalım derken kadını evine bırakıyoruz.yol üstüne "gelin bir çay için" ikramını acelemiz olduğu için başka bir zamana erteliyoruz ve evimize dönerken tüm yol bu olayı konuşuyoruz.
victoria
otorite karşısında ne yapacağımı bilemediğim anlar. çok korkuyordum, özgürlüğüm elimden alınacak diye, çok korkmuştum kuşlarım bir daha kanat çırpamayacak diye. ama bunu kimse anlamıyordu. ancak birileri kafasına silah dayadığında ölüm korkusu ile eş değer saydıkları anda... bilselerdi, anlayabilselerdi elleri bağlı bir insanın yaşayamadığını, nefes alamadığını eminim o zaman gerçek kaygının ne olması gerektiğini kavrayabilirlerdi.